kendini imha etme yöntemleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendini imha etme yöntemleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 12, 2013

İç sıkıntısının elleri


Elini kolunu nereye koyacağını bilememenin verdiği iç sıkıntısı ancak çok önemli sınavlardan önce olur, çok önemli sınavlardan önce de insanın elini kolunu nereye koyacağını bilememesi şu an konumuzun dışında. Konumuzun içindeyse bu manasız ve ansızın gelebilen iç sıkıntısı var, bir de bu iç sıkıntısıyla nasıl baş edeceğini bilemeyen Haldun.

Haldun 32 yaşında, kimilerine göre hayatının baharında, kimilerine göre yarı yolda. Aslında nerede olduğuna dair bu fikirlerin hiçbiri Haldun’un umruda değil, onun daha ciddi karın ağrıları var. Tırnaklarını artık dipten kesiyor, yiyecek tırnağı olmadığı için burnunu kaşımayı huy edindi, burun kenarları hep yara. Onunla ilgilenen bir kadın olsaydı oralara krem sürmesini söylerdi, Haldun kadını dinler miydi bilemeyiz. Kadının Haldun’la ilgilenmesi Haldun’un da kadınla ilgileneceği anlamına gelmiyor sonuçta, ki ilgilense bile önerdiklerini uygulama olasılığı pek yok. Ama bir kadının Haldun’la ilgilenmesi iyi olabilirdi, en azından bazı hormonları daha dengeli kalabilirdi. Belki akşamları eve gittiğinde önceki günden kalma lahmacunu ısıtmak yerine ev yemeği yiyebilirdi, ya da haftada bir banyosunu sararmamış bir küvette yapabilirdi. Olasılıklar üzerine düşünmeyi pek sevmiyor gerçi Haldun, iç sıkıntısını önemli düzeyde arttıran haller bunlar, iç sıkıntısı arttıkça kendini nereye koyacağını bilemiyor. Koltuğunun altında gazetesi, cebinde sigarası, deniz kenarında bir masaya oturup bir çay içebilmek için neler vermezdi, ama çay midesini ağrıtıyor, sigara astımını azdırıyor, gazetede yazan haberler gece uykularını kaçırıyor.

Boylu poslu, kapı gibi dedikleri cinsten bir adam, iri mavi gözleri annesine çekmiş Haldun’un. İki güne bir traş ettiği sakalları saçları gibi simsiyah, az uzayınca kıvırcıklaşıyor. Dışarıdan bakıldığında bekarlığının tadını çıkarıyor, üstelik yakışıklı, üstelik işi var gücü var, üstelik saygılı, efendi. İçeride Haldun’un boğazına bir şeyler düğümlenmiş, nefesi sürekli daralıyor, duvarlar üzerine üzerine geliyor. Aynaya yalnızca traş olurken bakıyor, traşı yalnızca patronu istediği için oluyor, içinin sıkıntısıyla kendini nereye koyacağını bilmiyor. Bir kadın Haldun’la ilgilenseydi her şey çok daha farklı olabilirdi, artık evlenip çoluk çocuğa karışması gerektiğini söyleyen mahallenin babacan bakkalı da yardımcı olmuyor, Haldun bakkalın bu arsız ilgisinden bunalıyor. Aslında alt katında oturan ev sahibinin yeni boşanmış kızı Haldun’la ilgilense her şey çok farklı olabilirdi, ama ilgilenmiyor. Haldun ne yapacağını bilmiyor, geçenlerde kirayı verme bahanesiyle evlerine çay içmeye bile gitti, ama kadın yüzüne bakmıyor. Haldun eve gidiyor ve ayakkabılığın aynasını kırıyor, kendi yüzüne bakmaya dayanamıyor.

Uzun zamandır bir hayali var oysa ki, bir dağ evine yerleşmek istiyor. Yanına güzel bir kurt köpeği alıp içini sıkan her şeyden uzaklaşmak istiyor. Ama gidemez Haldun, çünkü nefesi daralıyor, ölüm korkusu o kadar güçlü ki nefret ettiği insanların yanında yaşama bağlı kalıyor. Tek başına duramıyor Haldun, tırnaklarını dipten kesiyor, bu şekilde yaşayamıyor. Yaşı 32 olmuş, babacan bakkalın dışında kimsesi kalmamış, yeni boşanmış kadınlardan bile ilgi görmüyor.

Aslında o kadar büyütülecek bir şey değildi ama Haldun öyle görmüyor. Altı üstü bir şakaydı, kadın kim bilir kaç adama söylemişti bu sözü, ama Haldun sindiremedi işte. Geneleve gitmeyi zaten kendine yediremiyor, bu yüzden altı yedi ayda bir gidiyor, gittiğinde de işi on dakika bile sürmüyor. Ama bu defa işe başlayamadı Haldun, kadın da böyle bir erkek güzelinin iktidarsızlığına kayıtsız kalamadı, önce kahkahayı bastı, sonra lafını yapıştırdı. İçi çok sıkılıyor Haldun’un, kadın bunu bilemezdi, ama anlatmaya çalıştığında dinleyebilirdi en azından. Parasını peşin öder hep Haldun, kadınlar da paralarını aldıktan sonra işin ne kadar sürdüğüne bakmazlar. En azından dinleyebilirdi kadın, parası cebindeydi sonuçta. Yine de çok önemli değildi, ama Haldun öyle düşünmüyor. Kadın Haldun’la birazcık ilgilense her şey çok farklı olabilirdi, belki şu an ölü olmazdı mesela, defalarca yumruklandıktan sonra boynu kırılmamış olurdu belki, bir sonraki müşterisine hazırlanmak için ayna karşısına geçerdi yeniden.

Hapishane çok sıkıcı, çok bunaltıcı. Duvarlar insanın üstünden geçiyor artık, geceleri nefes alamıyor Haldun. Tırnaklarını artık dipten kesemiyor, koğuşta alay ediyorlar “kız gibi” tırnak kemirmesiyle. Ellerini kucağına indiriyor, sonra iki yanına koyuyor. Elini kolunu nereye koyacağını bilmiyor Haldun, içi çok sıkılıyor.


"- İnsanların çıldırma haklarını onlara bırakınız."


Çarşamba, Kasım 09, 2011

katty'nin intiharı #5 sonun başlangıcı...



Sekiz gün yedi gece. Yedi gün altı gece. Altı gün beş gece...
Biri sağ yanını mesken tutmuş, gördüğü her hatana alkış tutuyor. Biri arkana geçmiş, senin görmez tarafından bulduğu her fırsatta intihar ediyor. Nicedir beklediğin o uğruna ölünesi övgüler sövgülere karışmış, bilinmeyen uzaklardan kulaklarını tırmalıyor.
Günler gecelere bulanmış, geceler zihnine bulaşmış, yüceltilen zekanın her bir ilmeği bir yeni kördüğüme gebe. Kendine duyduğun güven geçirmiş kafasına bir siyah çuval, giyotinin başında hazır ola durmuş. Kendine duyduğun güven giyotinin başında tam da yerini bulmuş. Hala bulamadığın şu çok efsane amacın birilerinin arzularına araç olmuş, şimdi boş zamanlarında kendi hayatına renk katmak için senin kanını emiyor.
Sen bunları hak etmedin. Sen bunları hak etmedin.
Sen hiçbir şeyi hak edemedin.
Hukukun onlara verdiği yetkiye dayanarak yetmiş iki milletin egemenliği altına girmişsin. Sen vermen gereken kurtuluş savaşında hükmen yenilmişsin. Sahne ışıkları altından gelen birileri sana nice roller yazmış, sen elemeleri geçememişsin. Yaşadığın her an önüne yepyeni yollar açan bir Tanrı varmış, sen inanmayı reddetmişsin.
Beş gün dört gece. Dört gün üç gece...
Çıldırmanın eşiğini kim ne zaman bu kadar yükseltmiş? Deliliğe düzülen övgüler ne zaman bu kadar popülerleşmiş? Kendine geldiğinde istikrarından hiçbir şey kaybetmemiş olacağına olan inancınla kendine duyduğun sonu gelmez saygının arasındaki bağlar çoktan kırıldı. Hani mükemmel mantık örgün Faraday kafesi gibi zihnini dışarıdan gelen saldırılara karşı koruyacaktı?
Tarih ve tekerrür iki büyük kavramdı, insanlığın en büyük hatası bu iki kavramı birbirlerine bağlamak oldu.
Yine boşluktasın, yeniden boşluktasın. Gerçekten bu kadar ucuz kurtulacağını mı sanmıştın?
Üç gün iki gece. İki gün bir gece...
Burası sınır, burası son, bulunduğun bu nokta sonsuzlukla eş anlamda kullanılıyor. Kimse sigarana ateş tutmayacak burada, kimse cebindeki az kullanılmış peçeteyi seninle paylaşmayacak. Burası tüm varoluşlarının kendini tükettiği yer, sen burada artık var olamazsın. Sen burada artık ölemezsin. Senden başka kimsenin anlamını bilmediği o dört duvar sana mezar bile olamaz. Burası bir gece, burası hep gece. Burada zaman sonsuz, karanlık sınırsız. Burası senin içindeki kara deliğin katılaşıp somutlaştığı kırılma noktası.
Sen buraya kendin geldin. Sen buraya bilerek, isteyerek geldin.
Sen buraya geri kalanları bırakmaya geldin.
Bir gece, bir gece. Bir gece, tek gece. Gece, hep gece...
Kendi içine son kez çöktün, seni kimsenin çıkarmasını bekleme. Burası senin kendi sonsuzluğun, burası senin için tek gerçek son aslında. Ve buradan da çıkmayı başarabilirsen, sana söz veriyorum, bir daha asla geri dönmeyeceksin.


Her son kendine özgü bir yolla başlar, mesela bir diğer sonun başlangıcı.


Pazartesi, Eylül 05, 2011

kaçınılmazın gerekçeleri...



Bitmek tükenmek bilmeyen geceler vardır, bilirsiniz. Böyle gecelerde uzun uzadıya düşünmek gerekir, böyle gecelerde uzun uzadıya düşünmekten başka bir şey yapmamak gerekir. Böyle geceler beraberlerinde boyu uzun düşünceleri  getirir, size ise dünden razı bir misafircesine bulduklarınızla yetinmek kalır. Olur da bir çılgınlık yapıp yetinmezseniz sonunuz gerçekten kötü olabilir, zira böyle geceler içinizde büyüyen arsızlığın kökünü kurutmak için birebirdir.
Kaçınılmaz idamımdan hemen önceki gece işte böyle bir geceydi. Aslında isabet olmuştu, böyle bir geceyle layığımı bulmuştum, çünkü kaçınılmaz idamımın gününe hatta saatine bile karar vermiş olmama rağmen suçum hala sabit değildi ve infazdan önce suçumu sabitlemem bu zavallı boynumun biricik borcuydu. Takdir edersiniz ki, kaçınılmaz idamımdan sonra suçumu sabitlememin bir anlamı yoktu, bu yüzden böyle bir gece benim için idealdi. Değerini bilmeli, hakkını vermeli, hatta gerekirse şükretmeliydim. Hem nasıl olsa böyle bir gece bunların hepsini yapabileceğim kadar uzundu.
Uzun uzadıya düşündükten sonra vardğım sonuç oldukça şaşırtıcıydı, ama gerçekliği de su götürmez nitelikteydi. Bilirsiniz, gerçekliğin niteliği her zaman önemlidir, ne kadar şaşırtıcı olursa olsun.
Her neyse. Suçum, açık ve seçik bir biçimde, meyildi. Bir suçu gerçekten hakkını vererek işlemekle işleyebilecek kapasitede olmanın arasındaki tel örgünün üzerinde yaptığım cambazlıklardı. Bana duyulan güvenin camına çektiğim şuttu, birileri ben o şutu çekmeden önce şu nankör topumu kesmeliydi, hem de acilen. Etrafımdaki herkesin binbir çeşit düğümle bana bağladıkları inanç iplerini kesmeme yarayacak makasın cebimde olmasıydı. Başkalarının iyilik kavramıyla benim kötülük kavramımın arasındaki gizli geçitlerde saklıydı. Meyil, benim yokuş aşağı son hızla giden freni patlamış bir kamyona dönüşme olasılığımdı ve benim suçum bu olasılığı her zaman içimde barındırmamdı. 
Aklımdan geçen renkli düşüncelerin ahenkli altyazılarında gizliydi bu meyil. Elimde tuttuğum, ince camdan yapılmış, manevi değeri bol bardağı bir anda yere düşürüp kırabilme ihtimalimdi aslında, el kaslarımı kontrol eden sinirlerin bir anda beynime karşı gelebilecek olmalarıydı. Geçmişle geleceğin kesiştiği noktada Pandora’nın kutusundan üzerinde benim adım yazılı olan etiketlerle çıkanlardı. Geçmişimin geleceğimi arzulama sebebiydi, geçmişimin geleceğime tecavüz etme sebebiydi. İçimdeki kahinin makamını bu kadar uzun süre muhafaza edebilmesinin kaynağıydı meyil ve o kahin o makamda oturduğu sürece ben parmaklıkların ardında yaşlanmaya devam edecektim. Zira, meyil kayıtsız şartsız benimdi ve bu da beni suçlu yapan asıl şeydi.
Hakkımdaki suçlamalardan beraat etmemi engelleyen savcı, benim meyilimin hukuk tahsili yapmış haliydi. Girdiğim sınıfta bu dersi kaçıncı defa aldığımı soran hoca, meyilimin akademik kariyerinin zirvesindeyken girdiği kılıktı. Birkaç kere buluştuktan sonra telefonlarıma cevap vermeyen adam, cebinde meyillerime dair uzun bir liste tutan kişiden başkası değildi. Bu defa dikkatli olmam ve aynı hataları tekrarlamamam için bana yalvaran arkadaşlarım meyillerimi saptama konusunda mükemmel bir yeteneğe sahiptiler ve maalesef ki beynimin yönetim kurulu üyeleri onların en kıymetli destekçileriydi.
Meyillerim söz konusu olunca, en güvenilir harita geçmişimdi. Meyillerim söz konusu olunca, bilirkişiler canlarını yaktığımı tüm dünyaya haykırarak iddia edenlerdi. Meyillerim söz konusu olunca, bilirkişi raporu her zaman aleyhimeydi ve inanın, sadece bu bile beni kötü biri yapabilirdi. Aslında dürüst olmak gerekirse, sadece bu bile ebemin kötü yola düşmesi için yeterli bir sebepti. Meyillerim söz konusu olunca, altımdaki tabureyi devirecek cellat bile son isteğimi sormayabilirdi. Meyillerim söz konusu olunca, darağacının başıma yıkılması işten bile değildi.
Gecenin sonunda istediğim sabitliği elde etmiştim işte, suçum kesinlikle ve sadece meyildi. Ben bu meyilden dolayı suçluydum, ve her zaman da suçlu olacaktım. Meyillerimin her biri, gelecekte işleyeceğim suçlara paha biçilmez birer referanstı ve idamım bu yüzden kaçınılmazdı.


















Not : Üstteki parça eskisi gibi her yazıya bir parça koymamı isteyen insan içindir. Evet, ben de soundcloud.com'la uğraşmayı özlemişim.

Pazar, Ağustos 14, 2011

katty'nin intiharı #4 kehanet...


Az önce cenneti terk etmiş bir melek kılığında usulca sokulacağım yanına, beynini delen o yağmurdan korunması için başının üzerine tutacağım şemsiyemi. Minnettar gözlerle bakacak yüzüme, artık sadece bir av olduğunu bilmeden. O minnettar bakışlarını asla unutamayacağım, ölüm anıma kadar yakama yapışacak iki el olacak gözleri.

Gözleri aklıma gelecek, ben senaryoyu yazacağım. Gözleri aklıma girecek, ben değişkenleri belirleyeceğim. Gözleri içime işleyecek, ben planımı yapacağım. Gözleri beynimi delerken ben zarları sallayacağım.

Gözleri beni boğarken, ben onun yıkımını başlatacağım.

Çocukluğunda dinlediği ama hiç unutamadığı bir masalla giydirecek beni, ben tüm zarafetimle açık yaralarımı kuşanacağım. En kapanmaz yaralar kamufle edecek yıkımında kullanacağım silahlarımı. O, yapımımda emeği geçen herkese teşekkür ederken, geçmiş zamanın küflü ağızlarından kendisine edilen bedduaların ete kemiğe bürünmüş hali olduğumu asla göremeyecek.

Fonda Lethe çalarken, ben en sevdiğim enstrümanın savaş davulu olduğunu ona asla söylemeyeceğim. O kollarına yer etmiş porselen bebeğe kırmaya korkarak sarılırken, herpetologlar koynuna giren yılanın türünü saptamaya çalışacak. İçimdeki çürümüşlüğün kokusunu ciğerlerine çekecek ve mutluluktan başı dönecek. Bense o sırada ondan emdiğim kanın yerini yaratılışımdan gelen zehirle dolduracağım. O, mutluluğa tapınırken nasıl zehirlendiğini asla bilemeyecek.

Saçlarını okşayarak anlatacağım ona aşık olduğu kadının nasıl bir seri katil olduğunu. Anlatıldıkça mantıklı gelen bahaneler bulacağım yarattığım katliama, dinledikçe mantıklı bulacak işlediğim cinayetleri. İnanmak isteyecek çünkü, bahanelerime inanmak isteyecek.

Gözleri bana inanmak isteyecek. Ben gözlerini görecek ve kendimden nefret edeceğim.

Ansızın terk edeceğim onu, asla gitmeyeceğime inandırdıktan hemen sonra. O, zavallı, yokluğumda alamadığı nefesiyle beni geri döndürmek için yakarış çığlıkları atacak ve ardımdan ettiği tüm dualarda ölmüş olma arzusu ön plana çıkacak, bunları garanti edeceğim. Giderken yanıma alacağım tek şey gözleri olacak, o gözler boynumda bir pranga ihtişamıyla parıldayacak. Onunsa derin kuyulara taş çıkartan göz çukurları bomboş kalacak, saygı getireceği yerde lanet çekecek bir çift savaş yarası. Hiçbir doğal merhem o yaraları kapatmayacak, hiçbir şiirsel nutuk acılarını dindirmeyecek.
Sonunda o da afili bir maske takacak, ve orduya katılacak. Unutulmuş bir zamanda gözlerimi kaybettikten sonra, benim de yaptığım gibi.


Asla sevgilim diyemedim sana sevgilim, sadece sen gitmeden önce gizlice gözlerimi cebine koyabildim, o kadar.




Pazartesi, Haziran 13, 2011

katty'nin intihari #3 tahribat döngüsü...


İfade edememek çok zor. 

Bir şeyleri anlatamamak, bir şeyleri kusamamak, bir şeylerden kurtulamamak. Bir şeylerin sana yönelik nefret dolu tavrı. O şeylerin aslında her zaman pusuda beklediğini bilmek, zamanı geldiğinde seni boğmalarına izin vermek zorunda olmak. Zorunlulukların hayatını yaşanmaz kılma çabası ve bu çabayı başarısız kılmak için sadece senin çırpınman. Zaten başka birinin bunun için çırpınmasının saçma olması, zira bunu yapabilecek tek kişinin kendin olduğunu bilmen. Kelimelerin cümle içinde asla doğru yere oturamaması, anlamın başını alıp gitmiş olduğunu fark etmenin dayanılmaz sancısı. Bu sancıyı dindirecek bir ağrı kesicinin hala keşfedilememiş olduğu gerçeğiyle yüzleşmek ve bir yüzleşmenin aslında bir yıkımın başlangıcı olduğunu bilmek. Her sonun aynı zamanda bir başlangıç anlamına gelmesi ve inançlara bağladığın sonsuz güven ipinin aslında o kadar da sonsuz olmadığını fark etmek. Sonsuzluğun, sonu olan bir kuyuda hayat bulabileceği ve o hayata devam edebileceği düşüncesi, bu düşüncenin kendi hayatına bir türlü devam edememiş olan sana kaybettirdiği özgüven. Devam etmenin bazen gereksiz olduğunu ispatlayan yaşanmış hikayeler, bu yaşanmış hikayeler üzerinden yapılan olası gelecek tahlilleri. Bir falcının imdat çığlıklarına kayıtsız kalamayışı, o falcının tam teşekküllü bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden kaçmış bir şizofren olma olasılığı. Olasılıklar evreninin beynine birkaç mili saniye aralıklarla ettiği düzenli tecavüz, bu tecavüzün potansiyel çocuğunun adının paranoya koyulması. Bilimsel bir bakış açısıyla hayatı yaşayabilmek için çıldırasıya çabalamak, o bilimin senin bir türlü becerip de yaşayamadığın hayatı iki durup bir becermesi. Periyodik olarak bir şeyler tarafından tecavüze uğrama ihtimalin ve bu ihtimalin senin daha da fena batman için verdiği önü alınamaz destek. Koca bir demir kapının ardındaki silahlı çatışmaya girmene beş kala destek kuvvetlerinin hiçbir zaman gelmeyeceğini kurgulamak. Kurmaktan kuruyan bir zihin, bu zihne yönelen kurgusal takdir bakışları. Zamanın geçmemesi, ve bu sayede o zamanın hiç gelmeyecek olması. Olmakla olmamak arasındaki büyük meselenin ne olduğunun ayrımında olunan nadir anlar. Var olmanın seni bitirdiği anlar, bitişinle eş zamanlı olarak yeniden doğmanı bekleyen insanlar. Seni tüketenlere giydirdiğin deli gömlekleri ve bunun psikolojin üzerinde bir kutu prozac'tan daha az etkisinin olması. Seni hiç tanımayan birine bir şeyler anlatmak istediğin zaman senden istenen para, senin genişleyen zamanının asla nakite çevrilemeyecek oluşunun yarattığı ekonomik çöküntü. Bir yıkımın ardına saklanmış bilinmeyen nedenler, nedensellik yoksunluğunun tavan yaptığı anlarda elinden kaçan mantıklı davranışlar. Geçen her dakikadan zevk almak için duyulan manasız arzu ve bazı anların ileride seni boğabilecek kadar dolu dolu yaşanması. Kendi içinde kurmaya çalıştığın acınası denge, bu dengenin referanslarının başka hayatlara ait olması. Aslında o dengenin asla sana yada senin hayatına uyamayacağını bilmen ancak bu bilginin seni yargılayanlar üzerinde hiçbir yaptırımının olmayışı. Seni yargılayanlar üzerinde senin de hiçbir yaptırımının olmayışı. Onların senin üzerindeki sınırsız yaptırım gücü. Sen devam edemedikçe zamanın daha çok yavaşlaması, evrenin sorularına bir türlü veremediği yanıtlar. Rüyaların asla gerçek olamama olasılığı ve olasılıklar evreninin seni bir kez daha mağlup etmiş olma ihtimali. İhtimallerin aslında sadece kemirgenlerden ibaret olduklarını algılaman, beyninin daha fazla kemirilmesini engellemesi için birilerine yalvarman. O birilerinin mükemmelliğinin ruhuna yaptığı basınç. Basıncın yoğunluğa ve yüksekliğe dehşetengiz bir şekilde bağlı olması. Fizik kitaplarının zaten nefessiz olan zihninde yaptığı devrim. İçindeki anarşinin önünü alacak güvenlik kuvvetlerinden yoksun olmak. Yoksunluğunu kelimelere dökmeye yönelik her çabanın kağıtlar üzerinde kaotik izler bırakması. Anlatmanın bir bağımlılığa dönüştüğü noktada hala ifade edememek. 

İfade edememek çok zor.



Cuma, Haziran 03, 2011

katty'nin intiharı #2 nedensellik yoksunluğu...

Her gece yeni bir rüyaya saatini kurar, yatarsın. Saat O'nu vurduğunda içinde ezanlar okunmaya başlar, verdiğin Din Felsefesi dersinden kaçan birkaç ilahiyatçının ruhunda yaptığı devrim hiç-olmayacak'larına merhem olur, durduk yere yaralarını sarar. O sana yabancıyken, sen yeni hayallere yatarsın. 

Yaşanmışlıklar asla yaşanamayacaklarla kaynaşır, bütünleşir, sıvılaşır, gözlerinden aşağı intihar ederlerken sen bomboş bir duvarın sadeliğine övgüler düzersin. O senden bihaberdir gerçekten, sense uzun zaman önce boşluğun şiirselliğine vurulmuşsundur. 

Birileri bir yerlerde hayatlarını düzene koyar, sen kendine sebepler aramaya başlarsın. Elinde değildir, bir türlü sahip olamadığın düzenin etkisi altına girersin. Affected’ın infected’a dönüştüğü noktada tıkanırsın, tıkanıklığına çare olacak tuz ruhları çoktan karışmıştır çamaşır sularına. O senin olmadığın bir hayatı yaşarken, sen yine nerede zehirlendiğini hatırlamaya çalışırsın. 

Gözlerinin önünde mutluluk kusmaya başlar insanlar, sen tükürür tükürür geri yalarsın. Yaşanmışlıkları yalanlamak en yakındaki çıkış kapısıdır aslında, sen bilinçaltın Richter ölçeğiyle 8.4 şiddetinde sallanırken o çıkışı asla bulamazsın. Zaten O uyarı levhalarını koymayı unutmuştur, sen beklentileri boşa çıkarmaz, kaygan zeminde artistik düşüşlere imza atarsın. 

Kendine yalan söylemekten bıkmışsındır, miyop gözlerin gerçeği görmekten acizdir. 

Üstüne çöken sisin yüzsüzlüğü burun deliklerini tıkar, akciğerlerini kısırlaştırır. 

Etrafındaki herkes, yalnızca senin etrafındakileri saran yeni bir akıma kapılarak körleşir. 

Sen sabaha kadar literatür tararsın. Sen sonsuza kadar literatür tararsın. 

Demek istediğim, işler genellikle yolunda gitmez ve sen bu konuda hiçbir şey yapamazsın.


Pazar, Mayıs 15, 2011

katty'nin intiharı...

Derinlerden kopup gelmiş üç beş çığlığın seni sen yapmasını bekliyorsun. Umutsuzca bekliyorsun. Umarsızca bekliyorsun.
Daha çok beklersin.
Hayır, gelmeyecek onlar. "Çok acele, çok önemli." diye yolladığın kargo paketinin içindeydiler, çoktan vazgeçtiğin ruhunun yanında.
Hayır, gelmeyecekler. Seni o kadar sevmediler çünkü.

Yoldan geçen üç beş adamın sana senin veremediğin değeri vermeleri için debeleniyorsun. O adamlar ki trene bakan öküzden daha anlamsız, derine yapışan üç beş sülükten farksızlar. Onların seni fark etmeleri için çırpınıyorsun, çırpındıkça batıyorsun.
Hayır, yeterince dibe batamıyorsun. Batabilseydin, belki çıkardın da.

Aynı tere batmış yataktan çıkan üç beş melek annelik kokuyor, kokularına sığınıyorsun. Ağırlığına tahammül edemeyip de kaçtığın o ter her yerlerine bulaşmış, öğürmekten aklını kaçırıyorsun.
Yine de sığınıyorsun. Gidecek bir yerin yok çünkü.
Geriye kendini bile bırakmadan yaktın az önce terk ettiğin bedeni, unuttun mu ?

Az önce yolda düşürdüğün cüzdanının içinde üç beş bozukluk vardı, yol paran olabilecek kalitede. Çok peşinden koştun o evcil görünümlü etobur yaratığın, yolda düşürdüklerinin haddi hesabı yok. Dönüp kendi yüzüne bakacak cesaretin yok.
Biliyorsun ki, kimse seni senden daha ağır yargılayamaz. İçinde kurulan mahkemelerin yargıçlarını oy birliğiyle seçtiniz.
Eve dönecek kadar kepaze olamadın daha, biraz daha utanman lazım yalnızlığından.
Yalnızlığının çokluğundan.
Yalayabileceğin kadar güzel tüküremedin daha.

Açık bir camdan içeri atılan taş gibi ürkütüyor seni varlığı. Var olabilme olasılığı. Halbuki nasıl da güzel masalların vardı kendine anlattığın. Nasıl da güzel sonlar yazmıştın o masallara.
Ona anlattıkların sadece bir avuç kusmuktan ibaret. Halbuki nasıl da güzel kokuyordu saçları.
Nasıl da iğrençleştin söz konusu onun gelmesi olunca.

Sarmaşık desenli bir halıda son koşusunu yapan örümceği göremedin, öyleyse mutluluğu hak etmiyorsun.
Kendine olan yaklaşımın bir kestane ağacı zararlısına olan yaklaşımından farksızken, sevmek üzerine konferanslar düzenleyebilecek olman tiksindiriyor beni. Suratının ortasına kusmak istiyorum.

Bir yerlerde üç beş adam baba kesilmişler başına, aile meclisini kuruyorlar. Kendi kanunlarına göre yargılanırsan, sonuç infaz.
Kendi cezanı kendin kesemezsin, kalemi kırmaktan bile acizken.

Birileri uzaklardan varlığına övgüler düzüyor, birileri dört yanını sarmış kafanı beceriyor. Kendi kendini tüketip yok olmakta bile başarısızsın. Varlığınla duyduğun övünç kimilerinin gözlerini yaşartıyor.

Tüm bunları bir zamanlar üç beş kalp kırdın diye hak etmedin. Seni insanlığından çıkarıp bir küfür yığınına çevirmelerine izin verebildiğin için üzerine sürmek istiyorum pis kanımı.


Related Posts with Thumbnails