adam olacak çocuk dif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adam olacak çocuk dif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Mart 14, 2011

söz... 16/05/08



still dreaming..
still dreaming..

söz veriyorum, bir daha yapmayacağım.. son kez söz veriyorum, bir daha asla..
asla kül tablası tepeleme doluyken uyumayacağım, asla camı açık bırakıp evde gezintiye çıkmayacağım..
sigara almayı unutmayacağım eve gelirken.. ne sigaram varsa toplayıp geleceğim eve..
final tarihlerini hep not alacağım, öğrendiğim andan itibaren tüm hayatımı o tarihlere göre düzenleyeceğim.. tek bir final, hatta vize bile kaçırmayacağım..
tüm derslere gireceğim, hocalarımı dinleyip not tutacağım.. günü gününe bile çalışacağım..
söz veriyorum, bir daha aynı şeyleri yapmayacağım..

still dreaming..
still dreaming..
not have enough space.. still dreaming..

bir daha asla tüm günümü uyuyarak, tüm gecemi debelenerek geçirmeyeceğim..
bir daha asla bir filmi birden fazla defa izlemeyeceğim, vakit kaybına neden olmayacağım..
bir daha asla akşama kadar yemek yemeden durmayacağım, acıkacağım zamanı bileceğim..
bir daha asla sabah sabah kahve-çay-sigara da yok.. midemi mahvedip tepene dikilmeyeceğim..
hastalanmayacağım da asla.. ilaçlarımı hep içeceğim, antibiyotik, antiseptik, antidepresan.. ne verdilerse hepsini.. seni sıralarda, kuyruklarda, doktor peşlerinde gezdirmeyeceğim..
kendi peşimde de gezdirmeyeceğim seni.. başıma asla bir daha iş açmayacağım.. şimdiye kadar açtığım işleri çoktan kapattım kendim zaten.. sen yokken..

still dreaming..
still feeling the pain..
not enough space..

kimsenin kafasını şişirmeyeceğim artık.. kendi iç dünyamda meydana gelen yıkım - yapım çalışmaları bozamayacak kimsenin dengesini - özellikle de senin.. bir daha kusmayacağım beynimden.. söz..
ağlamayacağım da hiç.. gerek yok bunlara.. ağlayacak noktaya da gelmeyeceğim zaten hiç..
söz veriyorum hepsine..

kimseyi rahatsız etmeyeceğim..
kimsenin hayatını karıştırmayacağım..
kimseyi başına sarmayacağım..
kimseye bulaşmayacağım..
herkesten uzak kalacağım..
hata yapmayacağım.. hatalarımın bedeli de olmayacak..
üzülmeyeceğim, kafama takmayacağım, aldırmayacağım, düşünmeyeceğim..
bir daha asla düşünmeyeceğim.. hiç..

still dreaming of..
still feeling..
still getting scared of..
not enough space.. not enough..

bir daha hiç üzmeyeceğim seni.. hiç uğraştırmayacağım..
sen ödev yaparken, çalışırken sesimi çıkarmayacağım.. susup oturacağım..
sorduğunda hep mükemmel olacağım.. bir defa bile kötü olmayacağım, hiç..
gerekirse yalan söyleyeceğim sana.. şahaneyim diyeceğim..

söz veriyorum hepsine.. ve daha ne istersen..
istediğin her şeye söz veriyorum.. istemediğin hiçbir şeye de..
hiçbirini yapmayacağım.. hepsini yapacağım..
koşulsuz söz veriyorum hepsine..

still dreaming..
still feeling the pain..
still not have enough space to breath..

vazgeçeceğim kendimden söz.. beni ben yapan her şeyden vazgeçmeye söz veriyorum.. sonsuza kadar..


şimdi benimle tekrar yaşar mısın ?..


Demişim 16 Mayıs 2008'de. Evet, o zamanlar ergendim.

Çarşamba, Kasım 10, 2010

bir beynin kemirilme süreci ve bu eylemin insan üzerindeki etkileri...



"- Ruhum yorgun resmen. Kendimi 35 yaşında yeni boşanmış bir kadın gibi hissediyorum." dedim.
"- Ay sen zaten bu yaşta bir tuhafsın. Şu haline bak. Bu gidişle boşanamayacaksın da, kimse almaz artık seni çünkü." dedi.

Sus rica ederim, dedim.

"- Her şey bu kadar yolunda giderken niye hep bir şeyler eksik gibi hissediyorum ? Sanki çok mühim bir nokta var ve ben onu hep kaçırıyorum." diye yakındım.
"- Durduk yere dert edinmen lazım tabii, ondan böyle hissediyorsundur. Bir derdin olmayınca eksikmişsin gibi geliyor sana." dedi.

Allah aşkına, dedim. Sus n'olur.

"- İhtiyacım olanın bu olduğunu biliyorum ve bu şekilde mutluyum. Ama bazen çok karışıyor kafam, hata yaptığımı düşünmeden duramıyorum bazen." dedim.
"- Valla kendin bilirsin. Soktun burnunu bir boka, eşin dur işte içinde. Senin de aklın başına gelecek amaaaa..." dedi.

Tamam anladık uzatma, dedim.

"- Sürekli yeni planlar yapıp bozuyorum. İşin tuhaf yanı her plan bir diğerinden daha mantıklı oluyor ama vazgeçiveriyorum ondan da." diye bildirdim.
"- Senin bir şey yapmaya niyetin yok ki. Bir işin de sonunu getirebilsen dişimi kıracağım." diye cevapladı.

Ama yeter yahu sus, dedim.

"- Yapmam gereken çok şey var ama nereden başlasam bilemiyorum. Bu arada yaptıklarımdan memnunum ama nedense hep daha iyisini yapabileceğimi düşünüp kendimi eksik görüyorum." diye açıkladım.
"- Tabii daha iyiye yönelmen de bir başlangıç. Her ne kadar bir haltı beceremesen de..." dedi.

Eah bıktım ama susuver iki dakika, dedim.

"- Boyumdan büyük işlere kalkışıyorum hayatımın her alanında. Ama bence ben bunların üstesinden gelebilecek kadar güçlüyüm." diye önerdim.
"- O gücün de bir sınırı var biliyorsun değil mi ? Önce elindekileri bir hallet, hayatını yoluna koy da sonra yeni arayışlara gir. Yoksa yine yerden kazıyacağız seni" buyurdu.

Tamam kapa çeneni bir zahmet, dedim.

"- İşte vaziyet bu, sen ne düşünüyorsun bu planlarım hakkında ?" diye sordum.
"- Ne yalan söyleyeyim senden bir bok olmaz. Hiç kafa yok sende maaşallah." diye belirtti düşüncelerini.

Ağzının ortasına iki çakmadan susmayacak mısın sen be ? dedim.

Demedim, diyemedim. O yüzden hala konuşuyorlar.

Biraz daha yapıcı olamaz mısınız, çok rica etsem ?



Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.

Çarşamba, Ekim 20, 2010

bir besin maddesi olarak müzik #2



Parçalar ne kadar eski olursa olsun, yeni keşfedilen her müzik/müzik türü/grup/sanatçı bana taptaze geliyor nedense. Üstelik bazen ilk parçalarını dinlerken anlamsız bir heyecana da kapılıyorum. Hatta bir acayip merak eşlik ediyor bu heyecana, hani "acaba bu defa ne cins duygular tadacağım ? bende nasıl çağrışımlar yaratacak bu parça ?" gibi. İşte, şuur eksikliği böyle bir şey.
Bazen bir yerlerde denk geliyorum grubun/sanatçının ismine, heyecanla aratıyorum bir yerlerde, buluyorum. Bir hışım başlatıyorum parçayı, birkaç saniye sonra o hışımdan eser kalmıyor. Yerini hayal kırıklığı - bir şans daha verme arzusu karışımı bir his alıyor. Genelde "bir şans daha ver be bacım" tarafım daha ağır basıyor, listelerden birine daha sonra tekrar dönmek üzere atıyorum parçayı. Dönüp dönmeyeceğim belli olsa keşke...
Bu bizim sinema dilinde "mutsuz/belirsiz son" dediğimiz cinsten olanlar. Bir de daha farklı sonuçlanan hikayeler oluyor, Hooverphonic ve ben gibi.

Yine rastgele tanıştığım bir trip-hop grubu Hooverphonic. Daha önce de belirttiğim gibi trip-hop'a doğru yüksek ivmeli bir kayışım var şu ara, bilinmez neden.



Belçikalı bir grup olan Hooverphonic, 1995'te Sint-Niklaas'da kurulmuş. Vokalde akıl almaz sesiyle Liesje Sadonius, bas ve programda Alex Callier, klavyede Frank Duchéne ve gitarda Raymond Geerts yer alıyor.
İlk defa geleneksel bir açık hava festivalinde ortaya çıkan grup ilk albümünü 1996 senesinde Sony BMG'den çıkardı. Bu albümde yer alan 2 Wicky adlı parça daha sonra Stealing Beautiy adlı Bernardo Bertolucci filminde soundtrack olarak kullanıldı ve bu olay grubun kariyerinde bir kilometre taşı oldu.
Stealing Beauty filminden sonra pekçok dizi, televizyon şovu, reklam filmi ve filmlerin müziklerini yapan grup son albümünü 2007'de piyasaya sürdü.
2008'in sonunda Geike Arnaert'in gruptan ayrılmasıyla duraklama devrine giren grubun yeni bir vokal seçip seçmediği henüz bilinmiyor.





Stüdyo albümleri ;

-> A New Stereophonic Sound Spectacular (1996)
-> Blue Wonder Power Milk (1998)
-> The Magnificent Tree (2000)
-> Hooverphonic Presents Jackie Cane (2002)
-> No More Sweet Music (2005)
-> The President of the LSD Golf Club (2007)






Keşfettikten hemen sonra sardığım nadir gruplardan biri Hooverphonic. Ne yalan söyleyeyim, etkiledi beni :).

Hepimizin an çok bildiği parçası Mad About You'dur sanırım - ki bayılırım bu parçaya. Ama bunun dışındaki en birinci favorim This Strange Effect. Wake Up, 50 Watt ve Vinegar And Salt da önerebileceğim diğer parçalardan. Ha bir de fazlasıyla orijinal bir Nirvana coveri In Bloom vardır ki tadından yenmez.
Yine de en çok This Strange Effect'i tavsiye ederim, hatta dayanamayarak en tepeye koyarım.



İlginç ve birbirinden farklı albüm kapakları kullanmış Hooverphonic. Hemen hemen hepsi orijinal fotoğraflardan oluşuyor, çoğunluğu mavi tonlarında. Hatta genelde açık hava - alacakaranlık - şehir ışıkları kullanılmış, bence bu Hooverphonic'in şehir havası taşıyan müziğine son derece uyuyor.

Diyorum ve merak edenleri Hooverphonic'in müziğiyle başbaşa bırakıyorum.

Çarşamba, Ekim 13, 2010

bir besin maddesi olarak müzik #1



Madem son zamanlarda sadece müzikle beslenerek yaşıyorum (bkz. bir besin maddesi olarak müzik), dedim ki neden bu besinlerden sizlere bahsetmeyeyim ? Bir anda dedim.
Sonuçta aşk, meşk, ilişkiler, şuursuz kadınlar ve mantıksız erkekler nereye kadar ? Büyük başlık olmamalı bunlar, hayatın içinde birkaç renk olmalı, değil mi ama ?
Herneyse, Dif bayılır uzatmaya zaten. Sündüğü yere kadar.

Bu sıralar -her ne hikmetse- trip-hop'a sardım (büyüyoruz yahu, ömrümün sonuna kadar Nirvana dinleyemem ya ?). Açıkçası çok gelişmiş bir trip-hop kültürüm de olmadığı için deliler gibi araştırmaya başladım bu türü. Ve farkettim ki, adamlar benim şu aralar ihtiyacım olan müziği yapıyorlar. Evet farkettim bunu.

Ve aniden bu Hadi-Müzik-Tanıtalım-Köşesi'nin açılışını yeni keşiflerimden Flunk'la yapmaya karar verdim.



Üç adet Norveçlinin 2000 yılında Oslo’da kurduğu bir trip-hop grubu bu Flunk. Vokalistleri Anja Oyan Vister'in ipeksi bir sesi var. Gitaristleri Jo Bakke ve programlamada Ulf Nygaard var. Turnelerde, davuluyla kendilerine eşlik eden Erik Ruud’la birlikte dört kişi oluyorlar.

Sanırım en çok bilinen çalışmaları Blue Monday parçasının coveri. Bu parça aynı zamanda ilk singleları olarak Nisan 2002’de yayınlandı. Hatta gayet dikkat çeken bu parça Avrupa ve Amerika’da derleme albumlerde, televizyon dizileri ve filmlerde kullanılmış.


Albümleri ;

-> For Sleepyheads Only (2002)
-> Treat Me Like You Do - For Sleepyheads Only Remixed (2003)
-> Morning Star (2004)
-> Play America (2005)
-> Personal Stereo (2007)
-> This Is What You Get (2009)

Single'ları ;

-> Blue Monday (2002)
-> On My Balcony (2004)



Gruba dair bu kadar kitap usulü bilgi yeterli kanımca.

Tamamen kazara tanıştığım bu grubun Norveçli olması beni benden almıştır, belirteyim. Hatta belki bu yüzden biraz da düştüm üstlerine şu sıralar. Tamam kabul, Norveç ve civarına karşı takıntılıyım (bkz. difin bitmek bilmez avrupa ve balkanlar saplantısı). Ama adamların yaptığı her şey mi güzel olur be abi ?
Bu insanların Radiohead'in Karma Police yorumu This Is What You Get adlı bir parçaları var ki beni kendine hayran bıraktı. Ama ben şahsen dinlediğim kadarıyla en çok Probably, Cigarette Burns ve Blind My Mind adlı parçalarını beğendim - utanmadan tavsiye ederim.
Bir de Morning Star adlı parçaları var ki, insanın acilen sevgili yapası geliyor. Kendisini en tepeden dinleyebilirsiniz.



Albüm kapaklarının her biri birbirinden güzel. Genelde gördüklerimizden farklı olarak, her bir albüm kapağı diğerleriyle tasarım olarak aynı. Daha doğrusu tüm albüm kapaklarının tasarımları bir şekilde birbirleriyle bağlantılı -ki bu da beni cezbeden bir diğer ayrıntı. Elimde değil, işlerinin her detayını ciddiye alan insanları takdir ediyorum.

Evet, benden bu kadar. Siz de benim gibi yeni keşiflere açıksanız açın grooveshark'ı, last.fm'i veya en kötüsünden bir limewire'ı, dinleyin anacım.
Denemeden bilemezsiniz, bu saf Dif'in lafına da güven olmaz.
Related Posts with Thumbnails