kış bunalımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kış bunalımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ocak 04, 2011

üçler - beşler - sekizler - on beşe doğru...



Tıklım tıklım dolu bir odanın insana boş gelmesi ne ile açıklanabilir acaba ?
Veya tıklım tıklım dolu, hatta artık tıkanmış bir zihnin içinde düşünmeye değer en ufak bir fikir kırıntısı bulunamaması nedendir ki ?

Artık hissedemediğime inandığım her anda canımın yanması/yanabilmesi tüm inançlarımı yıkmam için bir çağrı olabilir mi ?

Üç beş konu ezberleyip mezun olacağım ben. Üç beş adam beğenip biriyle evleneceğim. Sonra üç beş çocuk yapıp kazandığım üç beş kuruşla geçinip gideceğim. Torunlarım doğar elbet, ben de üç beş yıla kalmaz ölürüm.
Hayır. Böyle değil.
Üçün beşin peşinde değilim ben. Üçün beşin derdinde değilim.
Senin anlamadığın o sekiz lazım bana. En az sekize ulaşmalıyım ben, üçle beşle yetinemem.
Asıl hedefim on beş ya, neyse.

Bir ara yapmam gereken konuşmaları yapmalıyım.

Dürüst olacağım, gidişi beklediğimden fazla koydu. Muhtemelen gitmesini beklemediğim için, hiç beklemediğim bir anda gittiği için. Çok da sert gittiği için. Kıra kıra gittiği için.
Son bir defa sarılmak isterdim. Son bir defa yapmak isteyeceğim çok şey vardı aslında. O gittiğinde ben daha her şeyin sonuna gelmemiştim.

Yıkılan hayaller çok can yakabiliyor. O yüzden hayallerini tek başına kurmalı insan.

Bazı insanlar var ki, Newton'u onlardan daha çok seviyorum. Bazı insanlar da kendilerini sevmemem için çabalıyor.
Dört duvar içinde yalnız olmak çok zor, evet. Ama daha da zor olanı, konuştuğu dil Türkçe olsa da anlayamadığın bir insanla dört duvar içinde kapalı kalmak.
Bazen yalnızlığımı özlüyorum. Ama yeniden yalnız kalmamın ne anlama geleceğini bildiğim için vazgeçiyorum hemen.

Kış bunalımım beynimi emiyor. Evet.


Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.

Salı, Aralık 28, 2010

keşke bunalmak hali süreksiz olsa ama yine de türevlenebilse...



"- Onu çok seviyorum Dif." dedi.
"- Rica ederim." dedim.

Genelde -sizlerin de farketmiş olabileceği üzere- olağan şeylerden bahsetmeyi pek sevmiyorum. Ama bazen öyle olağanlıklar içinde yer alıyorum ki kendimi onlardan bahsetmekten alıkoyamıyorum.

Hani "bugün sabah kendime kaşarlı baharatlı omlet yaptım. sonra nephe geldi, birlikte oje sürdük." muhabbeti -olayın içinde yer almama rağmen- benim bile içimi kaldırıyor. Bunları yazarsam sizlerin hali benden daha fena olur bence. Kaldı ki burada kimsenin içini sıkmak için yazmıyorum.
Ama öyle basit, öyle klasik anlar oluyor ki bazen, hayatın anlamını keşfetmeme bir adım kaldığına falan inanıyorum. Gayet tuhaf bir durum, ben bile şaşırıyorum yaşarken.
Tabi sonra hiç bir haltın anlamını falan keşfetmiş olmuyorum, sadece öyle saçma bir his geliyor. Zaten keşfetmiş olsaydım yazmış olurdum buralara bir yerlere.
Neyse.

"- Onu tanımadan önce nasıl yaşamışım ben ya ? Ayrılırsak ölürüm, o an orada biterim ben Dif." dedi.
"- Ama lütfen. Seni mantığa davet ediyorum." diye ısrar ettim.

Milyonlarca hayalim vardı. Hepsini bir kutuya kaldırdım geçen gün. Kutu da öylece duruyor bir köşede.
Kış bunalımım geçsin, yeniden açacağım kapağını.
Bunalmayı sevmiyorum. Ergenliği yine iyi geçirmişim ben.

Koskoca yılbaşı geldi, ben bir çam ağacını kuramadım. Yılbaşında ne yapacağımız da belli değil. Zaten sınavlarım da var.
Bence şartlar bunalıma girmek için fazlasıyla uygun şu ara.
Bu odada bunalıma girmemi istemeyen tek kişi benim galiba.

Daha da güzeli, gün geçtikçe insanların benden beklentileri artıyor. Ben de bu artışa doğru orantılı bir biçimde kendimi bok gibi hissediyorum.
İşte anca gelip buraya salak salak dert yanıyorum.
Omlet ve ojeden bahsetseydim daha mı iyiydi acaba ?

"- Of ya görmediğim her anda özlüyorum onu. Ayrıyken sürekli sesini duymak istiyorum. Sanki bağımlı oldum ben." dedi.
"- Yok ben daha fazla dayanamıyorum." diye rest çektim.

En çok kendimden bıktım galiba. Ve kaçamıyorum da. Sapık gibi her yere benimle geliyor şerefsiz.
İşte bu durumda en kötüsü de yazmak oluyor. Kendinle en çok yazarken başbaşa kalıyorsun. Ve bir yerden sonra bu zorunlu başbaşalığa dayanamıyorsun.
Ben dayanamıyorum şu an mesela.

"- Eminim bir gün sen de sevebileceğin birini bulacaksın Dif." dedi.
"- Tabi, katil olup da hapislere düşmezsem." diye umut ettim.

Öpüyorum hepinizi.


Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.

Salı, Ekim 12, 2010

bir şişe tuz ruhu her derde devadır...



Bu gün evde temizlik vardı. Koltuklar, perdeler, sandalyeler havalarda uçuştu resmen. Kezban abla tüm evi türlü çeşit temizlik malzemesine boğdu, babannem ayağından bağlıymışça Kezban ablanın peşinde gezindi. Ben de elimde bir toz bezi, ortalıklarda dolandım durdum. Aptal saptal toz alırken aslında atmam/yakmam gereken ne çok şey olduğunu farkettim, iki oda bir salon evde gereksiz milyonlarca detay ilişti gözüme.

Detaylar/ıvır zıvırlar gözüme battı evet, ama orada da kalmadı. Hayatımda da gereksiz milyonlarca detay olduğunu farkettim toz alırken (bkz. kişinin toz alırken ermesi durumu). Yer tutan anılar, kafa karıştıran düşünceler, beyin kemiren insanlar... Camı açıp, ruhumu silkelemek istiyorum dışarı, veya bu gün bunu istediğimi farkettim, bilemiyorum. Keşke Kezban abla beynimdeki temizliğe de yardım etse...

Bir türlü arınamadığım yaşanmışlıklar devleşip kesiyor yollarımı. "Çektirin gidin!" demek istiyorum hepsine...

"- Ne olursa olsun, yaşadıklarına biraz saygın olmalı Dif."

Siktir git mümkünse tez zamanda. Yollan.

Hoş geldin kış, hoş geldin kış bunalımı. Bu kadar erken beklemiyordum seni, gerçi havaların da bu kadar çabuk soğumasını beklemiyordum. Havaların soğumasıyla eş zamanlı gelip gittiğini de bilmiyordum.
Umarım iyi bulmuşsundur beni. Sen yokken, güneş yedi cihanı kavururken boş durmadım, beni boğmanı kolaylaştıracak bir sürü sebep biriktirdim sana. Rahatça yerleşebilirsin bu sene içime, zira malzemen bol.

Bu bunalımdan kaçmak/kurtulmak/uzak durmak mı ? Söz konusu olamaz. Bunalımı ertelemenin/yok saymanın/ onunla savaşmanın saçmalık olduğunu bilecek yaştayım artık. Gelecek, bunaltacak ve zamanı geldiğinde gidecek.

Bu sene yaz erken gelir, değil mi ?



Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.
Related Posts with Thumbnails