dif kustu buraya resmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dif kustu buraya resmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 13, 2010

kafayı çalıştırmak lazım bazen...



Onlara sorsam, yalan söyleyecekler yine. Malum.
Muhtemelen senin beni hala çok sevdiğinden falan bahsedecekler.
Unutamadığını, e zaten haliyle hiç unutamayacağını falan anlatacaklar uzun cümlelerle.
Bir kelimesine bile inanmadıkları uzun cümlelerle.

Sormam.
Salak değilim.

Beni unutma ihtimalinin olmadığını birilerinin bana anlatmasına ihtiyacım yok. Öyle bir ihtimal yok çünkü.
Mutlu olmadığını kimsenin bana ispatlamaya çalışmasına gerek yok.
Olmayan bir şeyi ispatlayamazsın.
Labda bunu öğreniyoruz biz.

Kimseye bana baktığın gibi bakmayacakmışsın, kimseye bu kadar değer vermeyecekmişsin.
Dürüst olalım, kimin umrunda ?
Benim değil, bence senin de değil.
Hele onun hiç değil.
Olsaydı, yanında olmazdı.

Kimseye sormama gerek yok, bizim başka olduğumuzdan falan bahsetmemin anlamı yok.
Çünkü öyle değil, dışına çıktığında anlıyorsun bunu.
Dışına çıktığında aslında diğerleriyle aynı olduğunuzu farkediyorsun.
Tahminen sen de farkettin bunu.
Farketmediğini düşlemek anlamlı değil.

Onlara sormama gerek yok, daha fazla yalan dinlememe gerek yok.
Çektiğim acıyı azaltmak için bu yalanlar, sonuçsuz çabalardan fazlası değil.
Ama anlamlı da değil.
Bu yalanları dinleyecek gücüm yok.
Kendime yalan atacak kafam yok artık.

Çok masal dinledim ben.
Çok masala inandım.
Çok masal biliyorum ben.
Senden sonrakileri yıllarca uyutacak kadar çok.
Kendimi yıllarca uyutabildim bu masallarla oğlum. Boru mu ?

Ben bir inancın yıkılışını izlemiş kadınım. Aslanım kaplanım.

Bana fotoğraflarındaki suratının bir maskeden ibaret olduğunu söylüyorlar.
Mutlu değilmişsin, gözlerinden belliymiş.
Benimle olduğun gibi değilmişsin artık. Abartıyorum, acı çekmemek için bana dair herşeyden kaçıyormuşsun.
Benim bu yalanlara ihtiyacım yok, iyi niyetli olsalar bile.

Bunlar merhem olmaz koçum. İşe yaramaz.
Tıp çaresiz bu konuda.

Aynı geyikleri onunla yapmadığını düşünmem için hiçbir sebep yok.
Onunla o kadar eğlenmediğini düşünmeme gerek yok.
Onu... veya seni düşünmeme de gerek yok.
Kurduğum krallığın kralını yargılayıp astım ben. Şimdi okuduğun satırlar böyle birinin elinden çıkma.
Onu bilerek oku. Kendimi kandırmıyorum ben.

Kimseye bir halt sorduğum yok. Kimsenin fikrine ihtiyacım yok.
Acı çekmemem için uyutulmam gerekmiyor.
İnsanların bana kıyamadıkları için felaket senaryoları kurmalarına gerek yok.
Kimseyi zor durumda bırakmak istemiyorum.
Aciz değilim.
Senden bir adım önde olduğumu düşünmüyorum, bunun hayalden öteye geçmeyeceğini biliyorum.
Benden daha kör olsaydın orada olamazdın.

Gerçek olan tek şey, şu an ne bok yediğine dair hiçbir fikrim yok.



thegirlinthebigbox

Pazartesi, Eylül 27, 2010

etkili blog iletişimi - etkisiz dif elemanı



Hepimizin son derece gizli ve kolay kolay ortaya çıkmayan bir yetisi var : Empati kurabilmek.

Sizleri bilmem ama bu empati kelimesi benim hayatıma Çocuklar Duymasın dizisi ve Etkili Aile İletişimi benzeri isimleri olan bir kitap serisiyle girdi. Önceleri sadece kulağa hoş gelen ama anlamı havada asılı kalmış bir kelimeyken zamanla doldu içi. Önceleri sadece kulağa hoş geldiği için (ve bilimum tartışmalarda karşı tarafı bozmak için) kullanılırken zamanla günlük dilimize yerleşti.
Ama nedense hayatımıza hiç yerleşemedi.

Oturup anlattığım takdirde saatler alabilecek ancak gerçekte ütopik olan hayat felsefeme göre (vays ne de afili bir giriştir bu, kendimi adam sandım burda, sırıtıyorum şu an) (boru mu oğlum, hayat felsefem var benim) yaşadığın her anı maksimum kapasitede yaşaman lazım gelir. Kastettiğim şey her dakika yeni bir atraksiyona girmek değil tabi ki, daha çok yaşadığın her anı sana eşlik edenlerin de açısından yaşayabilmek. Empatinin doruğa ulaşma durumu da diyebiliriz bunun için, veya kendini aşmak, bilemiyorum. Ama ancak bu şekilde bir ana birden fazla an sığdırılabilir, bu yolla bir yaşam süresi içinde birden fazla hayat yaşayabiliriz. Sonuçta bir olayı / durumu yaşamak o olayın / durumun içinde yer almak veya etkilenmek anlamına geliyorsa bir olay / durum içerisinde yer alan her kişinin açısından bakabildiğimizde... Uff bu cümlenin sonu gelmez sanırım ama anladığınızı umuyorum, benim anlatımlarımın çarpıklığına rağmen :).

Başımıza ne gelse - ki buradaki şahıs kendimiz olmak zorunda da değiliz, sevdiklerimizden herhangi biri de olabilir - genellikle kurduğumuz bir cümle var ; "her şey insanlar için." Evet, bu böyle. Bu hayat her türlü açısıyla tüm yönleriyle bizler için, biz yaşayanlar için. Her türlü saçmalık biz yaşayalım diye var, her türlü tecrübe biz edinelim diye konmuş. Bizim için tasarlanmış 3D bir eğitim programı bu hayat, her anı her detayı bizi bir adım öteye götürmesi için dizayn edilmiş. Tüm acıları, tüm zevkleri bize ait, her durum bizlere yönelik.

Karşımızdaki kişiyi acımasızca eleştirmek her zaman en kolaydır denir ya, aslında en tatlı olandır. Birini eleştirmeye başladığımız anda özgüvenimiz yükselişe geçer, eleştiri ne kadar sertse özgüvenin tavan yapması da o kadar hızlı olur. Çünkü eleştirinin bir temeli var; "ben senden bir adım öndeyim ki hatalarını görebiliyorum." düşüncesi. Öyle ya, bir adım önde olamadığım adamın eksikliklerini nasıl görebilirim ? Ondan bir gömlek üstün değilsem yerden yere nasıl vurabilirim ? Bu düşüncenin bir sanrıdan ibaret olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım, zira bence en çok eleştirenler en düşük özgüvene sahip kişilerdir. Ben mesela deliler gibi eleştiririm, hatta biraz abarttığım anda kavgada söylenmeyecek sözleri söylerim, çünkü ben özgüveni çok yüksek olmayan biriyim.

" - Sert bir genelleme yaptığında ilk örneği kendinden ver ki (hatta kendini itin götüne sok ki) millet yumuşasın. Afferim Dif afferim."

Her neyse, konudan sapmayalım.
Katil olmanın sadece an meselesi olduğu bir dünyada biz kimiz ki başka bir insanı eleştirebiliyoruz ? Hem de sadece kendi özgüvenim depomuzu doldurmak için ?
Bu gezegen üzerinde bu güne kadar her türlü olay / durum her an bizim de başımıza gelebilecekken ne cesaret ne cüretle bir diğerini yargılayabiliyoruz ?
Kendimizi onun yerine koyup olayı / durumu net bir şekilde kavrayabilecekken neden nanik yapmayı tercih ediyoruz ?
Ve bunu kavradığımız takdirde bir benzer durumda kaldığımzda önceden hazırlıklı olma şansımız varken insanları anlayabilmeyi / empati kurabilmeyi karşı tarafa sunulan bir lütuf gibi görüyoruz ?

Empati yetisini kullanmak bizim yalnızca insanları anlamamıza yardımcı olmaz, kendimizi anlamamıza da yardımcı olur. Aynı şekilde yalnızca iletişim kurmamızı kolaylaştırmaz, bizi hayata karşı çok daha deneyimli kılar.
Empati kurmanın karşı tarafa verilen bir ödülden çok, yemek yapabilmek gibi hayatta kalmamızı kolaylaşyıracak bir yeti olduğunu keşfettiğimiz gün birden çok hayatla beslenebileceğiz. Diğerinin penceresinden bakabildiğimiz gün... İşte o gün insanoğlunun ömrü hakikaten uzamış olacak.

Ben tüm hayatım boyunca aynı pencerenin önünde oturup aynı manzarayı seyretmek istemezdim, ya siz ?



Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.

Cuma, Ağustos 20, 2010

sap - saman - artı sapmalar - eksi sapmalar - sapık dif



Sapla samanı yaratılışımdan gelen bazı eksikliklerden dolayı ayırdedemiyorum. Yani "yaratılışımdan gelen eksiklik" diyorum çünkü ne kadar uyusam da büyüsem de okusam da adam bile olsam da ayırdedemiyorum. Hani ne yaparsam yapayım boş, bir adım yol katedemiyorum bu konuda.

Hayatımın büyük bir kısmı hiçbir şekilde işime yaramayacak öğütler dinleyerek geçmiştir. Tabi, pek çoğumuzun böyle geçmiştir, yani bu bana özgü bir durum değil. Bunun bilincindeyim. Ama bu konuda benim söylemek istediğim başka bir şeyler var.

Etrafımdaki insanlar kim olduklarına, ne olduklarına, kendi hayatlarına/statülerine/beni ne kadar tanıdıklarına ve - en önemlisi - benim onlara verdiğim değere bakmadan beni eleştiriyorlar. Ben - üzgünüm ama - eleştiri kaldırabilen bir insan değilim. Çünkü halimden ve kendimden fazlasıyla memnunum, hayatımdaki ve kişiliğimdeki sapmaların bilincindeyim. Ve kendimi bu sapmalarla seviyorum. Bu sapmalar özel yapıyor beni, bu sapmaların sayesinde sokaktaki adamla aramda bir fark var. Bu sapmalar Dif yapıyor beni. Kimseden daha özel veya daha değerli olmayabilirim, ama herkesten farklıyım - thanks to these deflections.

Eksi sapmalar varsa artı sapmalar da vardır, olmak zorunda. Bazı yönlerimle, bazı düşüncelerim ve hareketlerimle hayranlarıma hayran katarken bazılarıyla da insanları sıkabilir/bunaltabilir/bana tahammül etmelerini engelleyebilirim. Üzgünüm ama bu budur, artı sapmalar varsa eksi sapmalar da vardır. Bu bu kadar basit.

Eleştirerek, nasihat ederek, yol yordam göstererek, yönlendirmeye çalışarak kim ne yapabilmiş ki siz yapabilesiniz ? Kim kimi yolundan çevirebilmiş ki siz beni adam edeceksiniz ? Evet, hoşlanmadığınız yönlerim konusunda haklısınız. Evet, daha iyi, daha düzgün, daha mantıklı, daha "istediğiniz gibi" biri olabilirdim. Ama değilim, ve maalesef ki olamayacağım hiçbir zaman. Bunun olmak istememle de alakası yok hem, bu tamamen ability denilen durumla alakalı. Olamam, çünkü ben buyum. Çünkü ben bundan daha fazlası değildim, hiçbir zaman da olamayacağım.

Mükemmel olmamı bekleyebilirsiniz, kafanızdaki Dif'i benim bedenime yerleştirmek isteyebilirsiniz ama istemek yetmiyor. Ve yine üzgünüm ki, öyle bir dünya yok.

Evet, her şeyi fazla ciddiye alıyorum. Çünkü ben hayatı ciddiye alıyorum. Yaşamak benim için fazlasıyla ciddi bir iş. Ve inanın ki, kendimi her şeyden çok ciddiye alıyorum.

Evet, bazen takıntılı/saplantılı bir hale gelebiliyorum. Çünkü ben değer veriyorum ve o değeri de boşa vermiyorum. Yaşadığım her ana, etrafımdaki her insana, soluduğum her nefes oksijene değer veriyorum, hepsi çok değerli benim için. Hepiniz çok değerlisiniz benim için. Bundandır ki yeri geldiğinde obsesifleşiyorum, hepinize çok fazla değer verdiğimi için haddinden fazla umursuyorum.

Evet, çok deli saçması işler yapabiliyorum. Benden beklenmeyen anlamsız hareketlerim çok meşhur. Çünkü ben bir beyin değil, bir insanım. Lafa geldi mi çok mantıklı konuşmam aynı şekilde davranmam gerektiği anlamına gelmiyor. Kimse ağzından çıktığı gibi yaşamak zoruda değil, kaldı ki kimse bunu tam anlamıyla yapamaz. Hanginiz hayatınızın her anında mantığınızla hareket edebildiniz ? Biri çıkıp da "ben yaptım bunu" derse alnından öper ve ona bir insan olmadığını söylerim. Çünkü ben bunu yapamam, çünkü ben bir insanım, çünkü benim duygularım var. Çünkü ben duygularımla yaşamayı biliyorum.

Evet, çok düşünüyorum. Türlü çeşit gereksiz şeyi en ince ayrıntısına kadar irdeliyorum, günlerce hatta aylarca. Çünkü ben düşünebiliyorum, çünkü ben düşünerek var olabileceğimi biliyorum. Çünkü yaşadığım her anı derinlemesine yaşamak istiyorum. Her olayı herkesin açısından görebilmek istiyorum. Lafa gelince herkes "objektif olma" ve "empati kurma" çabasında. Gerçek şu ki bu yetiler gökten inmiyor kimseye. Bunları ancak düşünerek edinebiliyor insan. Bu yüzden bir yandan benim "telepatlığıma" ve "empatlığıma" şaşırıp bir yandan da fazla düşündüğüm için eleştireceğinize siz de düşünmeye başlasanız iyi olur. Derinlemesine yaşayabilmek ve olabildiğince doğru yargılarda bulunabilmek için.

Evet, bazen anlamsız tartışmaların başını çekiyorum. Çünkü ben herhangi bir kalıp görüşe veya bir ideolojiye ait değilim. Ben bir akıma da ait değilim. Ben herkes camdan atlıyor diye peşlerinden uçuşa geçmeyi saçmma bulanlardanım. Ben başka birinin mantığını körü körüne kabul etmektense kendi düşünce yapımı oluşturmayı seçenlerdenim. Bir kalıba sığmak zorunda değilim.

Evet, mantığınıza uygun davranmayabilirim. Çünkü benim de kendime ait çok kıymetli bir mantığım var. Benim de kendime ait değişmez değerlerim var. Sizinkilere uygun davranmak yerine kendiminkileri tercih etmem bencillik mi ? Değerli yaşama süremi kendime göre değerlendirmem delilik mi ?

Evet, kimsenin sınırlarımı çiğnemesine izin vermiyorum. Çünkü ben de kimsenin sınırlarını çiğnemiyorum.

Evet, her bokuma saygı bekliyorum. Çünkü ben sizin sıçtığınız boka kadar saygı duymam gerektiğini biliyorum.

Evet, hata yapıp da arkamı döndüğümde sizi orada göremezsem siliyorum. Çünkü ben olası acil durumlar için arkanızda hazır bekliyorum. Right behind you.

Evet, sapla samanı ayıramıyorum. İlk fırsatta hata yapıyorum, buna eğilimliyim. Çünkü ben bir insanım ve elimden gelenden daha fazlasını/daha iyisini yapamayacağımı biliyorum. Ve mükemmel olmak gibi bir kaygım yok.

Ben kendimi tüm bunlarla ve daha niceleriyle birlikte seviyorum. Beni bunlarla kabul eden/seven herkese de açığım. Gerisini de umursayamıyorum artık maalesef. Kimseye kendimi zorla sevdiremem ya.


Gelenler... Ben buyum, gördüğünüz kadarım ve bundan çok az daha fazlası değilim, hiçbir zaman olmadım. Olamayacağım. Bunu bilerek gelin, ben zaten sizi her şeyinizle kabul ederim. Bu kadar da eminim kendimden, kendimi bunu söyleyebilecek kadar tanıyorum.


Diye esti gürledi Dif yine. Daha içinde neler var da, susması gerekli artık...



Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.
Related Posts with Thumbnails