kendimi şanslı hissetmiyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendimi şanslı hissetmiyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ekim 05, 2011

bir gecenin tükenmesi...


Ben senden bir şey beklemedim, sen de bana bir şey vermedin zaten. Elimde bin yıllık bozuk bir telsizle metrelerce karın altından sana yardım sinyalleri göndermem anlamsızdı, senin telefonun teknolojinin geldiği son noktayı çoktan geçmişti çünkü. Senin sörf yaptığın bir internet vardı, ben Kuzey Buz Denizi’nde tecavüze uğruyordum, üstelik bu buz dağının sadece görünen kısmıydı.
Benim senden yana hiçbir beklentim yoktu, gerçekten. Sen de zahmet edip bir su getirmedin zaten. Halbuki Sahra Çölü’nün ortasında da değildim, sadece kendi içime çökmüştüm yine. Sen belki bilmiyorsun ama, benim içimde de kutup ayıları vardı. Bedevilikten çok uzak olmam önemli değildi, sen hep kutup ayılarının tarafındaydın zaten.
Hakikaten, ben beklentilerimi sıfıra indirmiştim. Bu senin de işine geldi zaten. Haklı davamın sonunda müebbet yedim ben, sen o sırada rakı masasında kim bilir kaçıncı yüzyılın adalet anlayışını tartışıyordun. Benim rakıya sözüm yoktu, rakının mideme garezi vardı sadece. Sen bu defa da rakının tarafını tuttun, ben de sabaha kadar mideme boşalttığın kurşunları kustum işte.
Hiçbir şey beklemiyordum ben, senin de istediğin buydu zaten. Ben oturmuş Babil Kulesi hakkında düşünüyordum her zamanki gibi, insanların ayrı dillerde konuşmalarını ayrı düşüncelere sahip olmaları şeklinde yorumluyordum. Sen ağzımdan çıkan sözcüklerden yaptığın kafese tıktın beni, üstelik kafes altından bile değildi. Birilerinin atası yine doğru söylemişti, söz ancak gümüş olabilirdi ve benimkiler o kadar bile iyi değillerdi.
Beklentinin kırıntısı bende mevcut değildi, sen de alacağını almıştın zaten. Muson yağmurlarının etkisi altındaydım ben, seninse kendini masaj salonlarına atman bir an sürmüştü. Hibakusha'lardan bahsederken beni dinlememeni anlayabilirdim her zaman, ama Nagasaki’ye benimle birlikte yerleşmek istememene kırılmıştım doğrusu. Kendimi bile kandırmıştım oysa ki, ben çoktan bir beklenti yumağına dönüşmüştüm, sense gitmeyi en başından kafana koymuştun zaten.

18.09.2011


Cumartesi, Temmuz 23, 2011

deneysellik üzerine...


Aslında, geceden yana büyük ümitlerim yoktu. Temelinde çift kişilik bir intiharı barındıran kavurgan bir aşktan paramparça çıkmış ve köhne bir odada terk edilmiş eski bir sevgili bana ne verebilirdi ki? Odanın köhneliğinde kendini bulmuş ve beni her katledişinde biraz daha kıvanan bir aşktan söz ediyorum.

Kendilerine duydukları kıvançtan kıvranan insanlar tanıdım. Sonunda aynadaki görüntülerini yediler.

Gerçi, geceyle bir alıp veremediğim de yoktu. Ana rahminden hallice bir sığınakta olası bir ihtiyaç anında arayıp da bulamayacağım şey ne olabilirdi ki? Anne şefkatinin eksikliğinden çok, anne kokusunun yoksunluğuydu beni ona bağlayan. İki derin yarayı birbirine bağlayan, kopmaz, kırılmaz, titanyum bir zincirden bahsediyorum. Kastettiğim tam olarak bu.

Açık yaralarla etrafta kırıtan insanlar tanıdım. Sonunda derin uçurumlardan aşağı uçtular.

Dürüst olmak gerekirse, geceye dair pek bir şey hissetmiyordum. Okunan bir yazının her kelimede biraz daha anlamsızlaşmasından çok, bomboş bir sokakta patlatılan bombanın yankısına benziyordu hissizliğim. Demek istediğim sokaklar dolusu insanın cenazeme gelmesi ve o cenazede kayda değer hiçbir duygunun açığa çıkamaması. Bundan bahsediyorum.

Hislerimden merdiven yapan insanlar tanıdım. Sonunda bana tepeden el salladılar, ben de onları alkışladım.

Gerçekten, gece bana hiç mi hiç çekici gelmiyordu. Var olmanın zıddını yokluk olarak kodlayan bir dilde var olamamayı açıklamaya çalışmak gibiydi kendisi. Buna dair süslü cümleler kurulabilirdi ve tek başına hiçbiri anlatabilmek için yeterli değildi. Size daha önce var olamamayı açıklamaya çalışmış mıydım? Kendime bile açıklayamadığım bir kavramdan söz ediyorum.

Gidişlerine kendimi ikna edemediğim insanlar tanıdım. Sonunda bir falcı dönüşlerini haber verdiğinde ağlamaya başladım.

Açıkçası, gece bana bir anlam ifade etmiyordu. Yoksunluğun krize dönüştüğü noktada acısını dindirecek hiçbir sebebi benimseyemeyen bir bağımlının gözlerinden görüyordum onu. Yarım kalan bir sigaranın kesinlikle buralarda bir yerlerde olduğuna dair boş bir inançtan söz etmiyorum. Ben daha çok umarsızca bir ağrı kesici aramayı anlatmaya çalışıyorum burada.

Anlamsızlıklarını acılarıyla donatıp sayfalarca anlatan insanlar tanıdım. Sonunda beni de kendilerine benzettiler.


Perşembe, Nisan 21, 2011

bir zamanlar genişleyebilen bir zaman vardı...


Bazı anlar geliyor, zamanı durdurmak istiyorum.
Zaman dursun ve ben de o zamanın içinde bir yerlerde donmuş gibi kalayım istiyorum. Benimle birlikte hissettiğim her şey donsun, söylenen sözcükler havada asılı kalsın mesela. Kokular dağılmasın, burun deliklerimden içeri akmaya devam etsinler mesela. Görüntü donsun, her şey/herkes hareket etmeyi bıraksın mesela. Evren sürekli hareketinden dolayı ne kadar yorgun olduğunu fark etsin, bir süre hiç kıpırdamasın mesela.
Ve böylece ben, o anı en ince detaylarına kadar rahat rahat, uzun uzun beynime kazıyabileyim. Ben işimi bitirdikten sonra istediği gibi akmaya/genişlemeye devam etsin, umrumda olmaz.
Ben o anı gerektiği gibi hafızaya aldıktan sonra rahat bırakırım zamanı, söz. O saatten sonra zamanla işim olmaz.

"- Kendini kandırmayı ne kadar çok seviyorsun Dif." dedi Mikado.
"- Kendimi kandıramadığım gün cenazemi kaldıracaksınız, biliyorsun değil mi ?" dedim.
"- Mutlu bir gün olacağa benziyor." dedi saçlarımı karıştırarak.

Her zaman en önemli detayın etrafından dolanmayı bilmişimdir. Elimde mükemmel bir navigasyon cihazı varmış da onun kılavuzluğunda hareket ediyormuşum gibi, en önemli bilgiye değmeden yanından geçerim. Sorulması gereken en önemli soruyu sorduğumu asla duyamazsınız, en önemli cümle henüz ağzımdan çıkmadı. 
Bu şekilde heyecanı koruduğuma inanırım, en azından kendi heyecanımı. Komik ama etkili bir yöntem.

Heyecanıma sıçayım, böyle yaşanır mı ?!

"- Bu defa bırakmayacağım seni." dedi.
Kollarımı boynuna doladım.
"- Bu defa o kadar şanslı olamayabilirim Mikado, biliyorsun değil mi ?" dedim.
"- Ben yanında kalacağım, ne olursa olsun. Beni aksini yapmaya zorlayamazlar artık nasıl olsa." dedi.
"- İyi ki varsın." dedim.
"- Aynı şeyi senin için söyleyemeyeceğim maalesef. Ama madem varsın, n'apalım. Bununla mutlu olmak gerek." diye cevap verdi.

İyiyle kötünün arasında bir yerlerde, aslen arafta oturmuş sigara içiyorum.
Arada bir şeytan geliyor bomba gibi tekliflerle, dinleyip geri yolluyorum.
Bazen beyazlar içinde bir grup geliyor, beni doğru yola davet ediyorlar. Teşekkür edip geri yolluyorum.
Daha ne kadar beklerim bilmiyorum. Umursamıyorum.
Bir yanımda Mikado, diğer yanımda ders kitapları. Elimde kıvırcık saçlı bir kadının fotoğrafı, kulağımda O'nun sesi...
Yaklaşan fırtınayı bekliyorum. Sessizlik içinde.

Bazı anlar geliyor, zaman var gücüyle aksın/genişlesin istiyorum.
Biliyorsun değil mi ?


Related Posts with Thumbnails