Çarşamba, Mart 16, 2011

hissediyorum, hissediyorsun, hissetmiyor...



Ağır demir kapının önünde dikiliyordum. Dışarıdan bakan bir insan amaçsızca orada ayakta durmayı tercih ettiğimi düşünebilirdi. İçeriden bakan bir insansa tıpır tıpır oynayan her hücremle uygun zamanın gelmesini beklediğimi anlardı. Bakış açıları olup biteni nasıl da değiştirebiliyordu böyle.
Tipik bir "kız" duruşuna sahiptim, boş bakışlar, sıkılmış bir surat ifadesi, arada bir oynanan saçlar. Dışarıdan bakan 20'lerinin başında, üniversiteli saf bir kız olduğumu düşünebilirdi. İçeriden bakan olası senaryoları replikleriyle birlikte üretip, olasılık ve hata hesaplarını yapıp, bazı değişkenleri değiştirip, yeni hesaplamalar sonucunda yeni olasılıklar üretip... İçeriden bakan beynimin nasıl full kapasite çalışıp da hata vermediğine şaşırabilirdi.
Sağ elim cebimdeydi, cebimin içindeki ufacık, yumuşak bir şeyle oynuyordum. Henüz sahneye çıkmamış olsa da, bu yumuşacık şey orada bulunmamın ve daha sonra gelişecek olayların asıl nedeniydi. Dışarıdan bakan için de içeriden bakan için de hiçbir anlam ifade etmiyordu aslında. Sadece benim için, umarım onun için de...

Kapı insanın içine işleyen bir gürültüyle yavaş yavaş açıldı, kapının öbür tarafındaki muhabbetler, hafif bir soğukla doldu boş salona. Dışarıdan bakan için görünümüm değişmedi, içeriden bakan az önce tıpır tıpır oynayan hücrelerimin donakaldıklarını gördü.
Artık zamanı gelmişti ki, o içeri girdi. Ve beni dışarıdan bakanın gözlerinden gördü.
"- N'aber ?" dedi gündelik bir gülümsemeyle.
"- İyidir. Senden ?" dedim, içeriden bakan gülümsememi acıklı buldu.
"- Ne yapıyorsun burada tek başına ?" diye sordu. Bu da gündelik bir soruydu. Dışarıdan bakan da sormuş olabilirdi bunu.
"- Dışarısı çok soğuk, bir de çok kalabalık." dedim aynı acıklı gülümsemenin ardına sığınarak. Cebimdeki ufak yumuşak şeyi sıktım.
"- İncecik giyinmişsin zaten, donarsın böyle dışarıda." dedi.
Dışarıdan bakan onu onayladı, içeriden bakan vücut ısımın nasıl yükseldiğine hayret etti.
"- Evet, biraz üşüdüm zaten bugün." dedim. Belki de işaretleri yanlış değerlendirmiştim, belki daha zamanı gelmemişti. Belki aslında hiç gelmeyecekti. Kendime duyduğum öfkeyle yumuşak şeyi daha çok sıktım.
"- Daha bahar gelmedi, giyinme böyle incecik." dedi.
Evet, zamanı gelmemişti. Ben yine işaretleri yanlış değerlendirmiştim, lanet olsundu bana. İçimdeki mahkeme kurulmaya başlamıştı şimdi, çok ağır yargılanacaktım. Ama hala onun önündeydim ve bir şeyler söylemem lazımdı. Olası replikleri taramaya başladım yeniden, olası sonuçlarını gözden geçirerek.
O ise dışarıdan bakan gözlerini dikmişti üzerime.
"- Neyse, gideyim ben. Üşüdüm bende dışarıda, ısınayım biraz. Görüşürüz." dedi.
"- Görüşürüz." dedim. Cebimdeki yumuşak şeye tırnaklarım batıyordu şimdi.
 
Gitti.
İçeriden bakanın hissedebildiği acı, artık dışarıdan bakanın da görebileceği kadar somutlaşmıştı üzerimde. Kendime duyduğum öfke, o zamanın hiç gelmeme olasılığı, cebimdeki lanet olası yumuşak şeyle orada kalakalmış olmam...
Lanet olası yumuşak şeyi cebimden çıkardım. Açık pembe renkte, yarı saydam, ufacık bir kalpti bu.
Yakından bakınca hafif hafif attığı görülebiliyordu. Benim kalbim.
"- Ölüyken daha iyiydin sen." diye kustum öfkemi, sanki her şeyin sorumlusu oymuş gibi. "Hortlayıp da geri gelmene ne gerek vardı ?!"

"- Ne yapıyorsun ?" diye sordu Mikado yanıma gelerek.
"- Yazıyorum." dedim, gözlerimi ekrandan ayırmadan.
"- Yine mi ?" dedi gözlerini devirerek. "Tüketiyorsun kendini."
"- Amaç da bu zaten dostum." dedim. "Tükenene kadar yazmak, yazarak tükenebilmek."


Pazartesi, Mart 14, 2011

söz... 16/05/08



still dreaming..
still dreaming..

söz veriyorum, bir daha yapmayacağım.. son kez söz veriyorum, bir daha asla..
asla kül tablası tepeleme doluyken uyumayacağım, asla camı açık bırakıp evde gezintiye çıkmayacağım..
sigara almayı unutmayacağım eve gelirken.. ne sigaram varsa toplayıp geleceğim eve..
final tarihlerini hep not alacağım, öğrendiğim andan itibaren tüm hayatımı o tarihlere göre düzenleyeceğim.. tek bir final, hatta vize bile kaçırmayacağım..
tüm derslere gireceğim, hocalarımı dinleyip not tutacağım.. günü gününe bile çalışacağım..
söz veriyorum, bir daha aynı şeyleri yapmayacağım..

still dreaming..
still dreaming..
not have enough space.. still dreaming..

bir daha asla tüm günümü uyuyarak, tüm gecemi debelenerek geçirmeyeceğim..
bir daha asla bir filmi birden fazla defa izlemeyeceğim, vakit kaybına neden olmayacağım..
bir daha asla akşama kadar yemek yemeden durmayacağım, acıkacağım zamanı bileceğim..
bir daha asla sabah sabah kahve-çay-sigara da yok.. midemi mahvedip tepene dikilmeyeceğim..
hastalanmayacağım da asla.. ilaçlarımı hep içeceğim, antibiyotik, antiseptik, antidepresan.. ne verdilerse hepsini.. seni sıralarda, kuyruklarda, doktor peşlerinde gezdirmeyeceğim..
kendi peşimde de gezdirmeyeceğim seni.. başıma asla bir daha iş açmayacağım.. şimdiye kadar açtığım işleri çoktan kapattım kendim zaten.. sen yokken..

still dreaming..
still feeling the pain..
not enough space..

kimsenin kafasını şişirmeyeceğim artık.. kendi iç dünyamda meydana gelen yıkım - yapım çalışmaları bozamayacak kimsenin dengesini - özellikle de senin.. bir daha kusmayacağım beynimden.. söz..
ağlamayacağım da hiç.. gerek yok bunlara.. ağlayacak noktaya da gelmeyeceğim zaten hiç..
söz veriyorum hepsine..

kimseyi rahatsız etmeyeceğim..
kimsenin hayatını karıştırmayacağım..
kimseyi başına sarmayacağım..
kimseye bulaşmayacağım..
herkesten uzak kalacağım..
hata yapmayacağım.. hatalarımın bedeli de olmayacak..
üzülmeyeceğim, kafama takmayacağım, aldırmayacağım, düşünmeyeceğim..
bir daha asla düşünmeyeceğim.. hiç..

still dreaming of..
still feeling..
still getting scared of..
not enough space.. not enough..

bir daha hiç üzmeyeceğim seni.. hiç uğraştırmayacağım..
sen ödev yaparken, çalışırken sesimi çıkarmayacağım.. susup oturacağım..
sorduğunda hep mükemmel olacağım.. bir defa bile kötü olmayacağım, hiç..
gerekirse yalan söyleyeceğim sana.. şahaneyim diyeceğim..

söz veriyorum hepsine.. ve daha ne istersen..
istediğin her şeye söz veriyorum.. istemediğin hiçbir şeye de..
hiçbirini yapmayacağım.. hepsini yapacağım..
koşulsuz söz veriyorum hepsine..

still dreaming..
still feeling the pain..
still not have enough space to breath..

vazgeçeceğim kendimden söz.. beni ben yapan her şeyden vazgeçmeye söz veriyorum.. sonsuza kadar..


şimdi benimle tekrar yaşar mısın ?..


Demişim 16 Mayıs 2008'de. Evet, o zamanlar ergendim.

Pazar, Mart 06, 2011

yelesine söven aslan bizden değildir... #blogumadokunma


Size saçlarımdan bahsetmek istiyorum.

"- Evet, sonunda delirdin. 'Blogspot'u nasıl olsa kapattılar, ne kadar saçmalarsam saçmalayayım kimse okuyamayacak nasıl olsa.' diyorsun, değil mi ?"

Hayır canım, alakası yok. Bence zaten saç gayet önemlidir, hakkında konuşulması ve üzerinde düşünülmesi gerekir. Herkes saçından bahsedebilir, hatta bahsetmelidir de. Saç candır.
Ama söz konusu ben olunca, saç bambaşkadır. Çünkü benim saçlarım bambaşka. Ve bu bambaşkalık maalesef iyi anlamda değil.

Türlü türlü saç vardır ya hani. Kimisinin saçı uzundur, kimisinin kısa. Bazısının düz, diğerinin kıvırcık, berikinin dalgalı falan.
Benim saçlarım bu genellemelerin hiçbirine uymaz. Aslında benim saçlarım hiçbir genellemeye uymaz. Saçlarımı niteleyen tek bir kelime vardır ; kabarık.

Düzleştiririm, kabarırlar. Açık bırakırım, daha çok kabarırlar. Çeşitli şekil vericiler kullanırım, inatla kabarırlar. Bakım ürünleri denerim, hiç umursamaz ve kabarırlar. Uzatırım, uzun uzun kabarırlar. Kısa kestiririm, mutluluktan iyice kabarırlar. Yarım toplarım, hiç affetmez, kabarırlar. Tamamını toplarım, isyan eder, kabarırlar.
Benim saçlarım anarşiktirler, hizaya gelmezler. Kabarırlar.

Hayatımın 0.27'si saçlarımı ıslah etmeye çalışmak ve başarısız olmakla geçmiştir. Ama yıldığım da görülmemiştir, eninde sonunda çözülecek bir fizik problemi gibi görürüm saçlarımı.
Onlar beni ne olarak görürler bilmiyorum tabi.

Kimileri saçlarımın çok gür olduğunu düşünür. Kimileri çok sağlıklı. Bazıları kıskanırken öbürleri kendi saçlarına bakıp şükreder. 
Komik olduklarını düşünenler de vardır mesela, seksi bulanlar da vardır.
Bense gereksiz ve vazgeçilmez bulurum kendilerini.
Bugün kendi içimde çelişmeyi yaşam biçimim olarak benimsemişsem, saçlarım yüzündendir.

Tuhaf bir ilişkimiz vardır saçlarımla. Sürekli azar yerler benden mesela, ama hiçbir taraflarına takmazlar sözlerimi. Beni ve şikayetlerimi gayet gereksiz bulurlar.
Kendi halime bırakıldığımda saatlerce saçlarımdan yakınabilirim. Ama bir yandan da taparım onlara. Değil bir tellerine, bir mikrometrelerine zarar gelmesine dayanamam.
Türlü çeşit renge bürünmüşlükleri vardır, toplamda üç defa cayır cayır yanmışlıkları vardır. Ama hala turp gibidirler maşallah. Tıra bağlasan çekerler, bana mısın demezler.
Güçlü olmayı ve yılmamayı saçlarımdan öğrendim ben. Ha bir de otoriteye karşı durmayı. Evet.

İltifat almayı pek sevmem, pek samimi bulmam açıkçası. Bana çok fazla iltifat eden olmaz da zaten - yada olur ama ben umursamadığım için unuturum genelde. 
Saçlarım dışında.
Onlarla ilgili söylenen -iyi veya kötü- hiçbir kelimeyi kolay kolay unutmam.
Saçlarıma iltifat edin ve erimemi izleyin. Yeterince iltifat edin ve beni tavlayın.
Evet, bu şekilde tavlanmışlığım var. İtiraf ediyorum.

Kabarık saçlarım ve ben bir arada yaşayamayan yapışık ikizlere güzel bir örnek teşkil ederiz.
Onlar beni ben yaparlar, ben de elimde olsa hepsini kazıtırım.

Bir de ; 
Adam ol, bloguma dokunma. Almayayım türevini.

Salı, Mart 01, 2011

kütle çekimin hafızam üzerindeki etkisi azımsanmamalı...



Nasıl başladığını bildiğin bir şeyin nasıl sonlanacağını da tahmin edebiliyorsan işin bitmiş demektir.
İşin gerçekten bitmiş demektir, artık yaşamasan da olur. Sonunu biliyorsun nasıl olsa.

Gerçekten biliyor musun ? Gerçekten bilebilir miyiz ?

"- Burada kalmamalı." diyorum bazen. "Daha ona anlatacağım masallarım var benim."
"- Saçmalama." diyor Mikado. "Buna sen karar veremezsin. Bazen değişkenler senden bile bağımsızdır."

Kendime geldiğimde çok acayip bir yerdeydim. Gelgitler oluyordu burada sürekli, Ay'ın konumundan bağımsız bir biçimde üstelik. Gelgitlere dair bildiğim tek şey Ay'ın kütle çekimine bağlı olduklarıydı ve burada bu bilgi de işe yaramıyordu. Ne zaman olacaklarını kestiremiyordum, neden olduklarını da kestiremiyordum aslında. Kestirebildiğim tek şey buradan uzaklaşma şansımın olduğuydu.
Uzaklaşmadım. Merakımdan değil.
Geri zekalılığımdan.

"- Zaman dursun istiyordum, zaman da durmuş gibi davranıyordu zaten. Ama ben bir sonraki hareketime karar verene kadar milyonlarca saniye akıp gidiyordu - nasıl oluyorsa artık. Ve ben hiçbir şey yapamadan adeta yıllar geçirdim orada."
"- Senin için fena bükülmüş demek ki zaman." diye yorumladı Mikado.
"- Evet, öyle fena büküldü ki, bende boynumu büktüm karşısında."


Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle yürüyorum. Gülümsememin sebebi yanımda, benimle birlikte yürüyor, bir yandan da bir şeyler anlatıyor uzun uzun. Dönüp yüzüne bakıyorum ve bir kere daha gülümsüyorum. Anlattığı her ne ise, yarın hatırlamayacağım, biliyorum. Ama sesinin tonunu hatırlayacağımdan eminim, konuşurken dudaklarının kıvrılış şeklini de, yüzündeki o anlattığından eğlenen ifadeyi de... Bunları günler, haftalar hatta aylar sonra bile hatırlayacağım, bundan eminim.
Söz konusu o olunca, ben fil hafızasına sahibim.

"- Boyundan büyük işlere kalkışıyorsun." dedi Mikado.
"- Her zamanki gibi." dedim.
"- Ben de onu diyorum, daha normal şeyler yapsan da hayatımıza bir yenilik gelse artık ?" diye söylendi.

Benim bu halde bile ne kadar mutlu olduğumu bilmeden hem de.
Mikado bazen gereksiz konuşuyor.

Salı, Şubat 08, 2011

aşk bulaşıcı bir hastalık olmalı...



"- Onu o kadar çok seviyorum ki... Mutlu olsun istiyorum, hep mutlu olsun. Benimle olsun veya bir başkasıyla olsun, yanımda olsun veya uzakta olsun, ama hep çok mutlu olsun istiyorum. Sadece mutlu olmasını istiyorum." dedi bir tanesi.

"- Artık şu hayatta tek bir amacım var, onu mutlu etmek. Yaşamak istiyorum, ama onunla olmak için değil, onu mutlu edebilmek için. Sadece onu mutlu edebilmek... Gözlerinin içini güldürebilmek için yaşamak istiyorum, gözlerinin içinin güldüğünü görebilmek için. Onu sevmek bana güç veriyor, sadece onu severek ve onu mutlu ederek yaşayabilirim ben." dedi bir diğeri.

"- Ben onunla yaşamak istiyorum. Günlerim onunla geçsin, gecelerim onun koynunda sona ersin, yaptığım her işte yanımda olsun istiyorum. Onun yanında mutluyum ben. Yalnız yaşamak istemiyorum, yaşadığım evin içinde o da olsun istiyorum." dedi beriki.

"- Çok masum, çok.. O kadar saf, o kadar temiz ki. Kocaman bir kalbi var ve o kalp sadece iyilikle, güzellikle dolu. Kötülük nedir bilmiyor, o yüzden de çok savunmasız. Bu kadar savunmasız olmasına dayanamıyorum, korumak istiyorum onu, sadece korumak... O saf kalbini sonsuza dek koruyabilmek için yanında kalmak istiyorum sadece, başka bir şey değil..." dedi öteki.

"- Hayatım boyunca hep kendimi eksik hissettim. Benimle ilgili bir şeyler hep yanlıştı sanki, bir yerlerde hep bir şeyler hatalıydı, olması gerektiği gibi değildi. Hep zayıftım bu yüzden, hep güçsüzdüm. O gelene kadar... Beni tamamlıyor o, eksiklik/yetersizlik duygum tamamen kayboluyor onun yanında. Onunla dünyaları değiştirebilirim, hayalleri gerçekleştirebilirim, hayatlar kurabilirim. O yanımdayken o kadar güçlüyüm ben." dedi bir başkası.

"- O beni mutlu ediyor. Hiçbir şey yapmasına gerek yok beni mutlu etmek için, onun varlığı yetiyor mutlu olmama. Benimle olmasın, benim olmasın, hatta benim olmak istemesin, hiç önemli değil. Ama var olsun hep, onun var olduğunu bilmek zaten benim mutlu olmam için kafi. Benim değil - belki de hiç olmayacak - ama bu önemli de değil. Bir şekilde, orada bir yerde var olduğunu bilmem yeterli. Onun varlığıyla mutlu oluyorum ben." dedim ben de.

Neden aşık olduğumuzu bilmiyoruz, ama nasıl bir aşk yaşadığımızı biliyoruz.
Ve her birimiz kendimize özgü yollarla, farklı farklı yaşıyoruz aşkı.
Bence güzel bir şey bu. Evet.

Perşembe, Ocak 27, 2011

masum kalamayız beybi, mevzular hiç bildiğin gibi değil...



Bu zamana kadar buraya hep duygusal şeyler yazdım. Veya yazabileceğim en duygusal şeylerdi bunlar.
Bu defa bir değişiklik yapalım.

- Formspring'ime bir adet anonim dadanmış. Dadanmış diyorum, çünkü günler önce sorduğu sorularını daha yeni gördüm. Cinsel hayatıma dair ayrıntılı bilgiler rica etmiş. Kimdir, nedir, neden merak eder bilmiyorum. Amacını da kavrayamadım ama bilmesi gereken tek şey beni tahrik etmeyi beceremediği sanırım. Üzgünüm mayk.

- Bundan bir süre önce sevgilisi varken beni yatağa atmaya çalışıp da hüsrana uğrayan, ve bu hüsranın bir getirisi olarak -her zaman çok takdir ettiği- kişiliğime(!) hakaretler yağdırıp benimle görüşmeyi kesen çok yakın bir dostumun, sevgilisiyle mutlu mesut fotoğraflarını görmek ve altlarına yazılan şiirsel yorumları okumak bana bambaşka bir keyif veriyor.

- Ellerine klavye geçirdikleri anda, erişebildikleri her yerde cinsel hayatlarından bahsedenler var, evet. Ve bir kısmı bu şekilde popüler oldular, evet. Ben bunu anlayabiliyorum. Ancak anlayamadığım şey bunun neden bazılarına battığı. Hiçbirimiz edebiyat yapmıyoruz burada, hiçbirimiz bir akım başlatmıyoruz, dünyayı kurtarmaya çalışmadığımız belli. Adam ister cinsellikten bahseder, ister yunuslarla zebralar arasındaki farklardan, bundan kime ne ?
İşte ben bu "kime ne ?" kısmını anlamayıp önüne gelene hakaretler yağdıranların bu davranışlarını cinsel tatminsizliklerine bağlıyorum.

- İlişkiler ve bireylerin kendilerine ait farklı hayatları hakkındaki düşüncelerim bazı insanların midelerini bulandırıyor. Evet, aldığım tepki bu. Bu insanların ileride benimle bir ilişki yaşamamaları kendi midelerinin hayrına olur. Sonuçta kimse sürekli kusarak yaşayamaz değil mi ?

- "Geçen akşam sizin bölümden biriyle tanıştım." dedi.
"Aaa, kimmiş ?" dedim.
"Adını hatırlamıyorum ama geçen dönem xxx ile çıkmış." dedi.
Ve benim aklıma dört farklı isim geldi. Bazı insanların libidolarına hayranım.

- Cinsel hayatları benimkine kıyasla çok çok renkli olan ve topluluk içindeyken ben belaltı bir espiri yaptığımda yüzlerini buruşturup "ne iğrençsin, çok ayıp yea." diyen kız arkadaşlarım var.

- Bir insanın cinselliğin ve duyguların farklı şeyler olduklarına inanması önüne gelenle yattığı anlamına gelmez. Hatta abartıyorum, kimseyle yatmamış olmasına da şaşırmak anlamsız. Biri eylem, biri düşünce.

- Yedi cihanda cinsellikten konuşmuyor/tartışmıyor olmam beni dar görüşlü biri yapmaz. Doğal gördüğüm bir şeyi neden tartışayım ki ? Siz yerçekimini tartışıyor musunuz ?

- Orospuluk farklı bir şeydir, çapkınlık farklı, bir "sürüye" yazılmak farklı. Sonuncusu ancak abazan olabilir bence.

Evet, böyle insanlar var. Aralarında yaşayıp eylemlerinden etkileniyorum.

Cumartesi, Ocak 22, 2011

kendimden bahsetmeyi sevmem ama...



Yüz yıldır falan yazmadım sanırım. Finallerim de yarılandı hem, artık zamanı geldi bence.

İstesek de istemesek de, hayatımızın içinde yer alan ve davranışlarına anlam veremediğimiz kişiler var. Söz konusu ben olunca bu sayı biraz da artıyor sanırım - malum, beş sene kadar asosyal yaşadım ben, insanların iletişim kurma yöntemlerine biraz yabancıyım. Bunun da ötesinde, imalı ses tonlarını anlama, tuhaf bakışların ardındaki gizli esrarı çözme gibi yetilerim yok. Hatta ve hatta (saygı duyduğum kişiler ve yabancılar hariç) kiminle nasıl konuşmam gerektiğini(!) bilmiyorum. Ha, bunların eksikliğini hissediyor muyum ? Hayır, ama çoğu zaman bir durumla karşılaşınca salaklaşıyorum, o ayrı.

Kendimi benim yaşlarımda bir insanın kendini tanıyabileceği kadar iyi tanıdığımı düşünüyorum. Ben düz bir insanım mesela, kendimi ifade edemediğim anlar dışında ağzımdan çıkan kelimelerle kastettiğim şey arasında bir fark olmaz. Geyik yapmadığım sürece imalı cümleler kurmam mesela, bu yüzden kaş göz hareketlerim ve mimiklerimle bu imaları desteklemem imkansız. Sınırlarımı aştığımı düşünmediğim sürece yaptığım hiçbir hareketten pişman olmam, yine olsun yine yaparım. Verdiğim tepkilerden de pişman olmam çoğunlukla, kendimi kolay kolay kaybetmem. Laf sokmam, trip atmam, milleti sıkıştırmam.
Bunları "ben de çok iyi bir insanım, nasıl mükemmel bir dostum, nasıl harika bir sevgiliyim." demek için söylemiyorum. Demek istediğim bunun iyi biri, düşünceli biri olmakla bir ilgisinin olmadığı ve benim dolambaçlı işler/ilişkilerden hoşlanmadığım.
Kıskanmam, kıskançlığı bahane edip saçma işlere kalkışmam.
Israr etmem, ısrar edenlere sert tepkiler vermekten çekinmem.
İnsanların bana ne yapmam gerektiğini ve neyi yapmam gerekirken(!) yapmadığımı söylemelerinden hoşlanmam, bunları yapanlara daha sert tepkiler vermekten çekinmem.
Birine değer veriyorsam belli ederim, seviyorsam söylerim, kendisi hakkındaki düşüncelerimden açık açık bahsetmeyi görevim bilirim.
Dediğim gibi, ben düz biriyim. İyi biri değilim ama en azından hiçbir hareketimin altından başka bir şey çıkacağından korkmaz insanlar. Güvenilir değilim belki, ama güvenli biriyim bence.

Çevremdeki insanlar birbirlerine tripler atıyorlar, birbirlerinin sınırlarını çiğniyorlar, ortalıkta gereksiz gerilimler yaratıyorlar. Birbirlerine ve birbirlerinin hayatlarına/seçimlerine saygıları yok. Çok ufak hesaplar peşinde, çok saçma hareketler yapıyorlar. Türlü çeşit entrika çevirip bir de bunlarla övünüyorlar.
Ben de bunların ortasında durmuş, salak salak etrafıma bakınıyorum.
Böyle salak salak durmaktan rahatsız değilim. Hatta salak olduğumu bile düşünmüyorum ya, neyse. Halimden memnunum, küçük hesaplarla dönen küçük bir dünyam yok. Dünyamın onlarınkinden daha büyük olduğunu biliyorum ve daha büyük dünyaların peşindeyim.

Ama onların bu küçük hesapları/dünyaları benim değer verdiğim kişilerinkilerle kesiştiğinde geriliyorum. Benim huzurlu olmalarına önem verdiğim kişilerin huzurlarını kaçırdıklarında sinirleniyorum.
Çok sinirleniyorum. Çok.



CherishKay

Cumartesi, Ocak 15, 2011

finaller...




Finallerim var...
Ölmez de sağ kalırsam, bir ara yazacağım birkaç satır...
Öpüyorum anacım...
Zaman daralıyor... Oyh...

Cumartesi, Ocak 08, 2011

kiMİM ki ben ?

Selam millet, ben mim yazıyorum !

Sevgili Hero Of Darkroom ve Drukiyyes beni aynı mimle mimlemişler.
E artık durum mim'den çıkıp mimkare haline gelince de, bu akıma daha fazla karşı koyamam diyerek soyundum. Yok lan, öyle soyunmadım, itiraf etmeye soyundum.
Herneyse, ben nasıl şanslı bir mahlukmuşum ki, mim itiraflar mimi. Böyle temel bilgilerimizi falan sıralıyoruz, benim burada bahsetmekten kaçındığım her türlü detayı veriyoruz falan.
Lafı uzatmaya bayılıyorum.
E başlayalım ?


- Kaç yaşındasın?

Nasıl toplarsan topla, çarparsan çarp, bölersen böl, ister karesini al, ister köke sok, ln'ini bile alsan ben maalesef 23 yaşındayım. 24'e yelken açtım, koca kadın oldum, evde kalmış kız kurusuyum, falan filan.
Ama genç kalmak için 90'lılarla takılıyorum, o ayrı.

- İsminin son harfi ne?


İtalik yazarsan İ, bold yazarsan İ, efendi gibi yazarsan İ.


- En sevdiğin renk?

Keşke bu soru "en sevdiğin renk paletleri nelerdir ?" şeklinde olsaydı. Ama elimizdeki bu, işime gelirse artık.
Her tondan pembe bence mükemmeldir. Ama yanına bir de her tondan gri eklersen şeker gibi olurum, sefamdan geçilmez.

- Kilon kaç?

Geçen yıl bir ara 50'yi gördüm, ama endişeye gerek yok. Şu ara 45 - 46 arası seyrediyorum sanırım.

- Boyun kaç?

Bende öyle bir boy var ki... Benim boyutlarımda kütleçekimin etkisi sıfırlanıyor mesela, ben etrafta elektromanyetik kuvvetler etkisinde çeşitli hareketler yapıyorum. Suyun üzerinde falan yürüyorum huzur içerisinde.
Tamam ya, 1.56 falan varım bence.

- Ailenin kaçıncı çocuğusun?

İlkim, ama asla son değilim. Hatta tek de değilim. Ben iki kardeş ablası, anneden hallice biriyim. Benim gibi bir ablayla yaşayan o iki kardeşin haline sizler acıyınız.


- En sevdiğin şarkı?

Cık, bak bu soru o kadar şey ki... Şey ki... Hani öyle bir şey ki, ben bu soruya inanamıyorum mesela.
Gerçi blogu hali hazırda playlist'e çevirmişim zaten, soruya inansam ne, inanmasam ne ?

- Sarışın mı, esmer mi?

Şimdi ben tutar sarışın derim, ama gönlümde kumraldan hallice bir buğday tenli yatıyordur, hatta esmere meyletmişimdir falan, olmaz yani. Veya tam tersi. Böyle olmaz bu işler.
Ben bu soruya frekans demek istiyorum. Frekansımın tutabileceği, eş veya uyumlu periyotlarla salınım hareketi yapabildiğim herhangi bir varlık.
Ha ama, Jensen Ackles candır.



- Sigara?

O bu değil de, dün ben 2 paket bitirmişim lan. Nasıl oldu ben de anlamadım. Ne ara içtim acaba ?

- Alkol?

Bak bu pek yok işte. Sersemlik yapıyor, bulantı yapıyor, ertesi güne baş ağrısı, ertesi hafta boyunca alerji yapıyor. Çok çok seyrek, içimden gelirse falan...

- Çayı fincanda mı içersin, bardakta mı?

Kupada. Tek kelime. Ha ama dışarıda mümkünse porselen fincanda, imkanım varsa yine kupada.
Fiz'de kağıt bardakta. 3 - 4 şekerli.

Bitti, bu kadar. Oyh.

Ben döküldüm, bunlar da dökülsün bence ;


Nephe, Tropikananas, Xavinin Görümcesi, Jove, Okan Ayhan, Luna



Bunu da yaptım ya, artık ölmem ben.

Cuma, Ocak 07, 2011

difin aşık hali...



Ben çok kötü aşık olurum.

Aşık halim hiç çekilmez benim. Adam gibi iki muhabbet edilmez benimle, varsa yoksa "O". Bir O'nu konuşurum, bir de O'nu. Başka hiçbir şeyle ilgili hiçbir laf çıkmaz benden.
Evet, ben de aşıkken herkes gibi hayaller kurarım. Ama yüksek sesle. Ve etrafımı da beni dinlemeye mahkum ederim, öyle pis kitlerim adamı aşıkken.
Kimsenin anlattıklarını hakkını vererek dinleyemem, kendim dahil hiçbir şeye önem veremem. Elim kolum oynar, yerimde duramam, aklım zaten kuşlara yoldaş...
Çok kötü aşık olurum ben.

Hastalık hali gibidir benim aşık halim, geçeceğini bilirsin ama inanamazsın. Sadece ben değil, kimse geçeceğine inanamaz. Herkesi öyle bir ikna ederim ki, bundan sonra başkasını sevebileceğime kimse inanamaz.
Zaten ben de inanamam.
Muhtemelen adamın kendisi de.

Beni tanıyan ve yakın çevremde bulunan istisnasız herkes benim aşık olmamdan korkar. Bu hepsi için bir çöküş nedenidir, ilerleyen zamanlarda intihar sebebine çevirebilir hatta.
Öyle kötü aşık olurum.
Benimle birlikte herkesi aşık ederim o herife. Toplu bir biçimde taparız o adama, hepimizin gözleri kör olur aşkımızdan. Bir şekilde O'nunla birlikte olabilmek için çırpınırız çaresizce, hep birlikte.
Ben aşık olursam, tek başıma olmam. Bir hareket başlatırım.

Felaket bir aşık olurum ben.
Hani önüme gelene, gücümün yettiğine, sesimi duyurabildiğime anlatırım ya O'nu... Nefes almak için ara vermeden hani... Bir tek O'na anlatamam.
Hatta bırak aşık olduğumu, ruh halimi, bilmem neyimi, ben O'nunla bir kelime konuşamam.
Yüzüne bakamam, selam veremem, yanından geçemem.
Bulunduğu ortamda nefes bile alamam ben.
O benim bu anlamsız hallerime doğal olarak anlam veremezken, ben O'nunla dolu, çok anlamlı saatler geçiririm kendi kendime.
Kötü aşık olurum ben.

O'nunlayken zihinsel/fiziksel anlamda kitli, O'nsuzken O'na kitli yaşarım ben aşık olduğumda.

Adam gibi aşık olmayı beceremem. Kendime, çevreme, O'na işkence ederim. Herkesin emdiği sütü burnundan getiririm. Sevdiğime seveceğime pişman ederim.

Çok kötü aşık olurum ben.
O yüzden, hepimizin selameti için, aşık olmamalıyım ben.



Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.
Related Posts with Thumbnails