Salı, Mart 16, 2010

Yağmurlar yağsın üzerime...

Gitmek istiyorum. Delicesine gitmek istiyorum buralardan, heryerlerden.
Hayır bunalımda değilim, sadece bunalmaktayım. Delicesine bir bunalma bu, öyle ki nefesim daralıyor, kalbim sıkışıyor, nefes alamıyorum. Eskiden böyleymiş gibi hissederdim, şimdi alenen yaşıyorum bu fiziksel halleri.
Kimsenin beni tanımadığı, beni bilmediği, hakkımda bir yorumda bulunamayacağı biryerlere gitmem lazım acilen. Alıp başımı gitmem lazım acilen, yoksa akut solunum yetmezliğinden öleceğim.

***

O kadar da kötü bir hayatım yok aslında. Her ne kadar kendimden ve hayatımdan bahsetmesem / bahsetmeyi sevmesem, yanlızca aklıma gelen saçma sapan şeyleri yazmak için bu blogu açmış olsam da insan yazarken kendini bizzat kendisinden ve şahsi hayatından nasıl / ne kadar soyutlayabilir ki ? Ne kadar suya sabuna dokunmadan durabilir ? Iıh, cık, nayır yeteri kadar yapamaz bunu, ben yapamam.
Dediğim gibi çok kötü halde değilim. Yaptığım şeyleri / yapmaya kalkıştığım şeyleri eleştirmek dışında bana ilişmeyen bir ailem var mesela - ki onlardan 800 km uzakta kendi evimde yaşıyorum. Beni çok seven yarı deli bir babannem var. Teoride 5 yıl pratikte asırlardır süren bir ilişkim var, beni seven, benim için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan, akıllı, kültürlü, yakışıklı, tatlı bir sevgilim var. İki tane çok sağlam dostum var - ara sıra tepemi attırsalar da vazgeçemem onlardan. Her konuşmanın başında nasıl olduğumu soran dünyanın her yerinden dostlarım var, sadece bir kelimemle benim için ellerinden gelen her şeyi yapacak olmalarını bilmek mükemmel. Ülkenin en seçkin okullarından birinde mühendislik okuyorum - benim yaptığıma daha çok eğlenmek denir aslında ya neyse. Maddi olarak aileme bağlı değilim, daha çok özerk denilebilir benim durumum için. En azından kendi harcamalarımı karşılayabiliyorum, gerektiğinde çalışabiliyorum. Okul ve sosyal hayat dışında uğraşlarım var, ne bileyim örgü örüyorum, flüt çalıyorum, tasarımla ilgileniyorum amatörcene.
Hani dediğim gibi, çok da kötü değilim buradan bakınca. Ama bu gitme dürtüsü bitmiyor, azalmıyor, tükenmesi imkansız işte. Boğuyor beni artık. Gitmem lazım artık, yaşayabilmek için.

***

Tahammül edemiyorum insanlara. Bu yukarıda saydığım kişiler dahil insan ırkına dayanamıyorum artık, kendim dahil. Hatta ben kendim bizzat en başında geliyorum bu listenin. Elimde olsa sadece kendimi bırakıp gideceğim - keşke bir oluru olsa bunun.

***

Öyle çok istedim ki beni tarafsızca dinleyebilecek birileri olsun. Bana dair hiçbir şey bilmesinler, bana dair bir fikirleri olmasın. Geçmişte yaşadıklarım, yaptıklarım olmasın onlar için, sadece anlattığım kadarını bilsinler, sadece onu dinlesinler. Ve yorum yapmasınlar, sadece dinleyip soru sorsunlar, ben cevaplayayım. Gerçek kişiler de olmasın bunlar, hani bana bir zararları olur mu / bir çıkarları var mıdır düşünmeyeyim. Anlatırken tıkamasın bu düşünceler beni, öyle bodoslama konuşabileyim. Döküleyim abi ya, saçılayım her yere, toplamakla da uğraşmasınlar beni, ben toplayayım kendimi.

Ve ben her şeyi anlatıp bitirdikten, akıtılacak her damla göz yaşını önlerinde akıttıktan sonra yine beni sevsinler. Anlattıklarım ne azaltsın ne arttırsın bana olan sevgilerini. Ne eleştirsinler ne takdir etsinler beni, ne düşünsünler ne sallamasınlar. Ben onlar için aslında ne var olayım ne yok olayım. Ama sadece her şeyi anlattıktan sonra da sevileyim onlar tarafından. Onlar ki beni yanlızca ben olduğum için, bu bedene sıkışmış, eline oyuncak diye bu beyin verilmiş çylesine bir ruh olduğum için sevsinler. Onlar için yaptıklarım / yapacaklarım için değil, benden beklentileri / faydaları için hiç değil. Sadece ben şu an ben olduğum için sevsinler abi beni. Anlık sevsinler abi, her şeyime rağmen sevsinler beni.

Mutlak sevgi bu. Mutlak sevgi.

***

Bloglar bu seni-tanımayanlara-kendini-anlatma'ya yarar diyenleri duyar gibiyim. Belki bir gün yeni bir blog açar, sıfırdan yanlızca kendimi anlatırım - hatta adımı sanımı saklı tutarım, böyle rahat rahat anlatırım ne varsa. Olur yani, yapabilirim bunu.

***

Gidesim var çok fena blog. Becerebilsem keşke - en azından ne menem bir halt olduğunu görebilmek için. Alıp başımı gidesim var çok fena, bu mutlak sevgiyi belki bulurum umuduyla.

Evet, salak gibi umudum var. Kendime inanamıyorum ya.



Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.

2 yorum:

ancientmansdream dedi ki...

Bazen anlatırsın herşeyi anlamak ya da anlamamak farketmez, dinlemek ya da söylemek. Tüm dertlerinin çözümünü biliyorum :) Dans ediceksin, kiminle? insanlarla :) Multak mı peki? Hayır, rüzgarda savrulur gibi. Sevgiyle mi peki? Hayır, kalbinin atışının ezgisiyle duyduğun müziği birleştireceksin. 2 kişi mi peki dans edicez? Hayır, Sen ve O dans ediceksiniz. Kaçsam olmaz mı yine de peki? Olur, kaçarken dans etmeyi unutma, müzikten uzaklaşırsan geri dönemezsin sonra! Şaka :) geri dönüş hep vardır.

Sonra gerisi kendiliğinden gelir.

Benden bu kadar :)

elif gizem dedi ki...

Bazen ne çok gidesimiz gelir, herşeyden. Ne çok tahammülsüz kalırız yanıbaşımızdakilere. Umudun hep olsun çünkü çok uzun sürmez küsmeler nefes alıp verdikçe...

Related Posts with Thumbnails