Tıklım tıklım dolu bir odanın insana boş gelmesi ne ile açıklanabilir acaba ?
Veya tıklım tıklım dolu, hatta artık tıkanmış bir zihnin içinde düşünmeye değer en ufak bir fikir kırıntısı bulunamaması nedendir ki ?
Artık hissedemediğime inandığım her anda canımın yanması/yanabilmesi tüm inançlarımı yıkmam için bir çağrı olabilir mi ?
Üç beş konu ezberleyip mezun olacağım ben. Üç beş adam beğenip biriyle evleneceğim. Sonra üç beş çocuk yapıp kazandığım üç beş kuruşla geçinip gideceğim. Torunlarım doğar elbet, ben de üç beş yıla kalmaz ölürüm.
Hayır. Böyle değil.
Üçün beşin peşinde değilim ben. Üçün beşin derdinde değilim.
Senin anlamadığın o sekiz lazım bana. En az sekize ulaşmalıyım ben, üçle beşle yetinemem.
Asıl hedefim on beş ya, neyse.
Bir ara yapmam gereken konuşmaları yapmalıyım.
Dürüst olacağım, gidişi beklediğimden fazla koydu. Muhtemelen gitmesini beklemediğim için, hiç beklemediğim bir anda gittiği için. Çok da sert gittiği için. Kıra kıra gittiği için.
Son bir defa sarılmak isterdim. Son bir defa yapmak isteyeceğim çok şey vardı aslında. O gittiğinde ben daha her şeyin sonuna gelmemiştim.
Yıkılan hayaller çok can yakabiliyor. O yüzden hayallerini tek başına kurmalı insan.
Bazı insanlar var ki, Newton'u onlardan daha çok seviyorum. Bazı insanlar da kendilerini sevmemem için çabalıyor.
Dört duvar içinde yalnız olmak çok zor, evet. Ama daha da zor olanı, konuştuğu dil Türkçe olsa da anlayamadığın bir insanla dört duvar içinde kapalı kalmak.
Bazen yalnızlığımı özlüyorum. Ama yeniden yalnız kalmamın ne anlama geleceğini bildiğim için vazgeçiyorum hemen.
Kış bunalımım beynimi emiyor. Evet.

Bu görsel Suzanne Woolcott'a aittir. Kişinin dA galerisinden tanıtım amaçlı alınmıştır.








